Yalnız, bir şey var! Şahsiyetimiz'in kullandığı dil -belki de o farkında olmadan, mücadele ettiği dille aynı dildir; yani Batılılaşmışların dilidir; başka bir deyişle, Nietzsche'ci Nihilizm, yabancılaşma ve bilincin ikiye bölünmesi üzerine bayıla bayıla nutuklar atan Hegel-sonrası'na ait bir söylemdir. Rejimin siyasal olarak yıkılışının, modernliğin içselleşmiş yapısını değişikliğe uğratmadığını, sadece içeriğini değiştirdiğini fark etmemektedir belki de.
Cornelius Castoriadis aslında yanılmamıştır, sosyalist rejimlerdeki çirkinliği incelerken şöyle der: "Neredeyse sınırsız zulüm ve adaletsizlik içinde yaşayan insan toplumları olduğunu önceden biliyorduk. Hiçbir güzellik üretmeyen bir insan toplumuysa henüz görülmemişti. Pozitif çirkinlikten başka bir şey üretmeyen bir toplum henüz görülmemişti. Bürokratik Rusya sayesinde bunu da gördük.
Tekno-ekonomik çemberin temel direği işlevsel rasyonalitedir. Max Weber'de de görüldüğü gibi işlevsel rasyonalite, "uzmanlaşma, işlevlerin ayrıştırılması ve de faaliyetlerin düzenlenmesi zorunluluğuna bağlı olan " bürokrasi ve hiyerarşiden oluşmuştur. İşgörürlüğün ölçütü yararlılık ve verimliliktir, İnsanlar görev ve işlevleri düzeyine indirgenmiştir, kişisizleştirildikleri de söylenebilir, öyle ki yetke, bireye değil, görevlerin rasyonel olarak yerine getirilişi sırasında bulunduğu konuma aittir. Bunun sonucunda işletme, bütünlüyle teknokratik bir nitelik kazanır.