Sen de mi çeşmeyi kurutup gittin
Yılkı atlarını yürütüp gittin
Rüya mıydı yoksa yağmurda yanmak
Toprağa düşerken gökte uyanmak
Gözlerim buzlara saplandı yine
Demek ki kar yağdı kirpiklerine
Şimdi bir ıssızda, yar başındayım
Ölümü sevmeni telaşındayım
Biraz cezbe katıp kalbin ahına
Varmalı Mansur'un kıblegahına
Şimdi sultanları sevdiren masal
Mihrican yurdunda mahrem ve kutsal
Yok artık hayalin sarmaşığında
Belki de bulunur ay ışığında
Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın!
Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla!
Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!
Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum!
Belki kırklarımdayım belki otuzlarımda!
Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında!
Hiç bilmiyorum!
Yıldızlar damlıyordu parmak uçlarından
Kısa kirpiklerine ne kızlar asılı
Elektrik çıtırtısı yok gibi saçlarından
Yüzünde görünmez bir şiir yazılı
Bir türlü anlaşılamadı nedeni nasılı
Belki bir çağrışım işlenmemiş suçlarından
Gülümsemesi bile ne kadar acılı
Sanki gözyaşları dudaklarından
Bu dünyaya ait her yanlışa meraklı
Yanılgılar üretiyor uzlaşmazlığından
Kendini çok dağıtmış herkesten alacaklı
Uykuları kilitli koyu baş ağrısından
Biliyorum, unutamayacaksın!
Ağır ağır geçecek mevsimler,
Bir bir ağıracak saçının telleri
Solacak albümde eski resimler.
Beni hatırladıkça için ürperecek,
Boşanan gözyaşlarını tutamıyacaksın.
Boşuna zorlama kendini, sevdiğim;
Biliyorum, unutamayacaksın.
Ve biliyorsun, ben de unutamayacağım,
Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın,
Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak
Biliyorsun bazı şeyler vardır elimizde olmayan
İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.
Zannetme ki herşey bitti sevdiğim;
Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
Ve bundan sonra kim severse dünyada;
Seni ve beni hatırlayacaklar.