Kalbimde ağırlığını hissettiren bir roman oldu Oblomov. Kitabı okumaya başladığımda herkesin yüzyıllardır değişmeyen bir noktası olduğunu farkettim erteleme hastalığının. Kafamızda sürekli yapılacak işler, sonucu belirli projeler var olmasına karşın harekete geçmekte tereddüt ettiğimiz, korktuğumuz ya da gerek görmediğimizden ertelemeye devam edilen işler. Oblomov gibi bir çok insanı ve olayı gözlemliyor, herkesin ortak paydada yer alma çabasını,aynılığını ve varmak istediği noktayı fark edebiliyorum bende. Bunu yaparız her birimiz. Ya bir süre ya ömür boyunca. Ancak bu sahtecilik olarak gördüğümüz durumlardan bambaşka bir yol çizerek ilerlemek mümkün mü? Yoksa sadece olduğumuz yerde varolan herşeyi eleştirmek mi doğru olan. Oblomov' u anlamak için bir çok detaya yer verilmiş kitapta. Aslında bireyi oluşturan özellikler çocukluğumuzda atılıyor ya bunu güzel şekilde tasvir etmiş bize yazar. Tohumları ekilen bir çiçek nasıl başka bir bitkiye dönüşebilir ki. Oblomov aslında yapılması gereken herşeyi bilen farkında olan bir beyefendi. Bir süre bizler gibi yaşayan; çalışma hayatına atılan, arkadaşlarıyla buluşan biriyken zamanla içinde ekilen tohumların yeşermesiyle evine kapanan ve hikayesi böylece başlayan bir beyefendi. Yatmaya aşık bedeni, düşünmeye başlamaya bile yorulan bir zihni var. Evine gelen misafirlerinden kimi dost kimiyse düşman. Ama Oblomov bunu bile ayırt etmeye çaba gösteremeyen odasına hapsolmuş biri. Hayatında herşeyin üzerine geldiğini, yapılması gereken bir çok işi olduğunu söyleyip dururken hiçbir problemi çözmeye başlamayan her gelene durumu anlatıp onun yerine çözmelerini bekleyen biridir. Böyle geçip gitmeye başlayan zaman ile gittikçe tembelleşen bedeni hayattan zevk almamaya başlar. Bir gün onu değiştirecek biriyle karşılaşana dek aynı şekilde