Violet

Spoiler içerir
Puan vermedi·517 syf.··
2024 49. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2024 17:57
Martin Eden, Jack London’ın yazmış olduğu ve 1908’den 1909’a kadar The Pacific Monthly dergisinde bulunmuş ardından 1909 yılının Eylül ayında kitap formatında basılmıştır. Martin, tabiri caizse toplumun alt tabakalarında doğar ve hayatını belli bir süreye kadar denizcilik gibi zorlu işlerde çalışarak geçirir. Ardından sıradan hayatına Ruth dahil olur. Böylelikle Martin burjuva ile tanışır ve onlar ile sürekli olarak karşılaşmak mecburiyetinde kalır. Çünkü Martin Ruth’a aşık olmuştur ve bu tutkusu doğrultusunda sıklıkla Ruth’u ziyaret eder. Burjuva ailelerinden olan Ruth’un annesi ile babası bu birlikteliği onaylamıyor olsalarda Martin’in kızlarını son zamanda girdiği karamsar ruh halinden kurtarabileceğini düşünürler. İlerleyen sayfalarda da bu fikirlerinden sapmazlar ve Ruth ile Martin’in birlikte olmasını istemezler. Martin Ruth’a layık olmak için daha fazla para kazanması gerektiğini içten içe kendine ilke haline getirir. Sürekli şiirler, romanlar ve hikayeler yazar ardından bunları gazetelere yollar. Ancak toplumu zehirli bir sarmaşık gibi çepeçevre sarmış statü ve para düşkünlüğü Martin’in yazılarının yayımlanmasının önündeki en büyük engel olur. Martin parasızlıktan kurtulmak için sürekli okur ve yazmayı hastalıktan yataklara düşene kadar bırakmaz ama işler Martin’in umduğu gibi ilerlemez. “Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü.” s.55 En nihayetinde Martin’in yazıları tükenene kadar satıldı. Romanın ilerleyen sayfalarında ise Martin azımsanamayacak bir servete sahip oldu. Birdenbire toplumun başka bir yüzüyle karşılaştı. Daha düne kadar onunla aynı masaya oturmayan insanlar şimdi onu görmek için fazla heyecanlanırlardı. O açlık çekerken gelmeyen yemek tekliflerinin şu an haddi hesabı yoktu. Martin bunu hiç bir zaman
1K
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Spoiler içerir
Puan vermedi·72 syf.··
2024 78. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2024 20:21
Vatan Yahut Silistre,1 Nisan 1873 (Yeni harflerle 1940) gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sergilenmiş. İlk önce “Vatan” adıyla sergilense de sonrasında sansür ve yasaklar nedeniyle “Silistre” olarak oynanmış ancak daha sonralarında Vatan Yahut Silistre olarak yayılmış. Namık Kemal, Midilli’de sürgüne gönderildiği sırada Abdülhak Hamit’e gönderdiği bir mektupta nişanlısının arkasına düşerek, gönüllü nefer yazılmış, Kars’a kadar gelmiş ve bir taburun trampetçiliğinde bulunduğu halde şehit olmuş Kürt kızın cenazesini gördüğünden bahseder. ¹ Tahminler Zekiye’yi buradan esinlenerek yazdığı üzerinedir. Vatan Yahut Silistreyi sürgün zamanlarında ele alan Namık Kemal, vatan aşkını itinayla belirten bir şairdir. Bu konu hakkında rahatlıkla yapabileceğimiz yorum ise gayet başarılı olduğudur. Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten (Günümüz türkçesiyle) Ey hürriyetin güzel yüzü, ne büyülüymüşsün ki Esaretten kurtulduysak da aşkının esiri olduk (Namık Kemal’in yazmış olduğu Hürriyet Kasidesi’nden) Kitabı ilk sayfalarında ana karakter olan İslam ve Zekiye’nin arasında bir aşkın filizlendiğini okuruz. Zekiye her ne kadar İslam ile yeni yeni tanışıyor olsa da tüm hücrelerine nüfuz etmiş bu aşk ile tamamlanmış hisseder. Onu hayatının merkezine yerleştirir. Dolayısıyla ona ilk defa bu hisleri yaşama şansını bahşeden kişiyle, İslam’la, yaşamına devam etmek ister. İslam’ın önceliği ise vatanıdır. O zamanın gündeminde bir savaş ve çok kayıp vardır. Vatan ve Hürriyet aşkıyla yanıp tutuşan İslam’ın ise kesinlikle kayıtsız kalamayacağı bir olaydır. Onu sevenin ve sayanın arkasından gelmesini söyleyip Zekiye’yi ardında bırakıp capheye gider. Daha doğrusu İslam öyle sanar. “...Senin için ölmeyi
Alıntı
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,6bin okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2024 28. kitabı
Kitabın başlarında teori üretmeye başladım ve her bir bölüm ne kadar yanıldığımı gösterdi bana. Kitabın sonuna yaklaştığımda ise duyduğum tek istek kitabın sonuna bir an önce ulaşmaktı. Karakterlerin psikolojik çatışmaları, akıl almaz detaylar ve akıcı diliyle tamamen hayran olunası bir kitap. Spectator'un da dediği gibi, On kişiydiler: Agatha Cristie'nin başyapıtıdır.
Edebiyat
On KişiydilerAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202143,7bin okunma
"Bu cehenneme şeytan bile daha fazla dayanamaz."
10/10
·74 syf.··
Beğendi
·
2024 18. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2024 19:54
*spoi içerir* Avare - Leman Gölü Kıyısında Olay - Nişan Leporella ve Ay Işığı Sokağı; tercihleri ve yaşamları çok farklı insanlar, ama ortak bir noktaları var: Ölüm. Kocasının gelip ondan özür dilemesini, yalvarmasını bekleyen bir kadın veyahut birazdan kendi ülkesinin askerleriyle karşılaşıp kurtulmayı bekleyen bir adam. Ölüm akıllarında asla yer edinememiş bir düşünceyi o anlarda. Tâ ki ay ışığında parlayan bir bıçakla, bir kaç askerle karşılaşan kadar. İşte o zaman anladılar ölümün bir gölge misali onları çepeçevre sardığını ve en savunmasız anlarında damarlarındaki kanın her zerresine kadar onları kurutacağını. Kişi hayatında yüzlerce, binlerce insanla karşılaşır. Ama hiç merak etmez, geçmişini, geleceğini ve de ne zaman öleceğini. Belki de çoğu insanın ölümünden önceki bir kaç saate şahitlik ettik. Belki de karşılaştığımız bazı insanlar şu an hayatta değiller. Bu "küçük ayrıntılar" gazetede veya televizyonda verilen ölüm haberleri arasında tanıdık bir simaya denk gelinceye kadar aklımızın kuytu köşelerindedir. Haberler bitince ise zihnimizin derinliklerinde saklanmayı bırakmış, aksine neon ışıklarla kendini belli eder. Ölüm kaçınılmazdır, kaçınılmaz ve belirsiz.
Düşünce
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202182,1bin okunma
9/10
·492 syf.··
Beğendi
·
2023 58. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2023 00:00
Kıyamet diyince aklınıza ne gelir? Dünya savaşları, yıkım, sefalet, ayaklanma, neslin yok oluşu... Bu kitapta bir nevi bu sorunun cevabını veriyor: Unutmak, işte asıl kıyamet bu. Nasıl mı gerçekleşiyor? Gölgelerini kaybederek, tüm yaşamımız boyunca bize eşlik eden, her anımıza tanıklık eden gölgelerimizi kaybederek. Bu kitapta ise karşılabileceğiniz tek düzen bu: Gölgesini kaybeden unutmaya mahkûmudur. Benliğimizi, etrafındakileri, eşyaları, düzeni, evrenin işleyişini unutmak. Bahsedilen unutuş hafıza kaybı gibi basit bir şey değil, mesela hayvanların konuştuğunu unutan bir gölgesiz hayvanlarla konuşabiliyor. O düzeni unuttu ve artık onun için bir düzen yok. Ana karakterlerimiz Max ve Ory de unutuşa kapılmamaya çalışıyorlar, kitap da onları ve arkadaşlarının bu amansız direnişini anlatıyor. Kitabın konusundan tutalım yan karakterlerine kadar her şey o kadar ince ve muazzam işlenmişki sevmemeniz çok zor. Kitapta değinilen bir diğer konu da bu günlerimizin tadını çıkarmak. Bu da çok hoş bir ayrıntıydı. Evet, bu kadar sevmeme rağmen neden bir puan kırdım? Benim kitabı 2 kere yarım bırakıp spoiler yedikten sonra bitirmemin sebebi, başlarının bir tık sıkıcı yazılmış olması. Bunu da sanırım ayrıntıların çokluğuna alışık olmamama bağlayabiliriz. Her şeye rağmen fantastik ve bilim kurgu hayranlarının kesinlikle okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Umarım hayal kırıklığına uğramazsınız.
Edebiyat & Roman
The Book of MPeng Shepherd · William Morrow · 20182,802 okunma