Bovarizmin en keskin tanımların dan birini de tüm toplumu içine alacak biçimde yine Cemil Meriç yapmıştır: "
Hepimiz garip bir hastalığın kurbanıyız: kendimizi başkası sanmak hastalığı."
sy 58
Vaktiyle birlikte meditasyon yaptığım arkadaşlarımın çoğu ya alkolik ya depresyon da ya da yanlış hayatların peşindeydiler.
Çünkü insanın evrensel "kullanma kılavuzunu" okumamış,
Kur'an'dan ve Resulullah'ın sünnetinden uzak kalmış ve
böylece kendilerine yabanclaşmışlardı.
Denizin kıyısına kadar gelmişiz, bir adım daha atsak serin ve ferahlatıcı sularda yüzeceğiz ama kavurucu, öğle güneşinin altında cehennem azabı çekmeyi yeğliyoruz!
Bundan daha büyük bir trajedi olabilir mi?
A güzelim yoldaşım,
sen alelade tek bir adam değilsin ki.
Sen bir alemsin,
sen bir derin denizsin.
O senin muazzam varlığın yok mu,
O belki dokuz yüz kattır.
O, dibi, kıyısı bulunmayan bir denizdir,
yüzlerce alem,
o denize dalar gark olur gider.
(Hz. Mevlana, Cevahir i Mesneviyye, cilt 2, s. 651, çev. Ş. C.)
İnsanın ontolojik yükselme yolculuğundaki bir sonraki kat,
nefsi raziye katıdır.
gittikçe artan oranda bir "yabancılaşma" yaşar.
O da, alt katlardaki birtakım oyunlara katılmaktadır ama
bu oyunlar ona "oyun" gibi gelmektedir.
lcracı değil, adeta izleyen konumundadır.
Bu durum bizim psikopatolojide "derealizasyon" diye tanımladığımız hale benzer.
Uyanık olduğumuz halde
dünya artık
bir tiyatro sahnesine dönüşmüştür.