Kitapta "Gece açan çiçekler" metaforu, ancak karanlıkta, kimse görmezken ve acının en yoğun olduğu anlarda ortaya çıkan duyguları, itirafları ve gerçeklikleri temsil ediyor.
Tarık Tufanın’ın ilk okuduğum kitabı. Kurgusunu, dilini çok beğendim. Diğer kitaplarını da okumak isterim.
Kokuları, sesleri, görüntüleri, Canfeda konağının karanlığını, tozlarını, karakterlerin buhranlı hallerini, çocukluk yaralarını derinden naif bir şekilde hissettiriyor.
Okuyucu olarak adeta izleyici olmaktan çıkarıp, ana karakterin iç sesiyle baş başa bırakıyor.
Kitap sadece psikolojik bir hesaplaşma değil, aynı zamanda iki farklı zaman dilimi arasında köprü kuran tarihsel bir kurgu niteliği de taşıyor. “İki İstanbul, İki Yangın, Bir Yazgı”
Tarihselliği düz bir kronolojiyle değil; paralel kurgu yöntemiyle, yani günümüz ile Osmanlı’nın son dönemleri arasında gidip gelerek işliyor. 1900’lü yıllarla, 2020’li yılları bir güzel harmanlamış ki…
Çok da detay vermeyeceğim.
"İnsan en çok kendinden kaçarken yorulur; çünkü nereye gitse kendisini de yanında götürür."
Okumanızı tavsiye ederim, akıp gidecek…