Ali Uçar, fabrikadaki işinden dönerken kitap okuyordu, fotoğrafını çekip paylaşan kişi, onun kitap okumasını ''kız tavlamak'' olarak nitelendirdi. Ali Uçar'ın cevabı ise;
''Arkadaşlar fotoğraftaki kişi benim ve hiç utanmıyorum karşımda oturan kızın namusuna bakmadığım için... Ben cebi çok zengin biri değilim hatta ilkokul altı terkim ama ben toplumun huzurunu kaçıran bir serseri olmadığım için utanmıyorum. Elbisem kirli, terliğim bindiğim metroya uygun değil, zihnimi kirletemiyorum... Param yettiğince kitap alıyorum, kütüphaneye gidiyorum...
""...Bana kitap vermeyi yahut hediye etmeyi düşünen arkadaşlar ben cebimdeki parayı kitapçıya vererek mutlu oluyorum çünkü ben o kitaba ücret ödersem yazarı kazanacak, yayın evi kazanacak, matbada çalışan insan kazanacak, stantta duran öğrenci arkadaşımız ve kitapçılar kazanacak ve çoğalacağız.""
Kitabının çıktığını gördüğüm gün bende tüm okuyanlar gibi destek amaçlı almıştım, çok bir beklentim yoktu aslında beklediğim gibi olmadı.
-bu da benim ayıbım olsun-
"Her şer de vardır bir hayır" diye kapattım bir solukta okuduğum kitabın kapağını. Belkide kendisini tanıma fırsatı bulamayacaktık bu şer hayra vesile olmasaydı. Aslında yazma serüveni bu olaydan önce başlamış yazarımızın, kendisinin ifedesiyle "ünlü oldu hemen kitap çıkarttı demesinler" diye kitabın basımını ertelemiş.
Romanın dili sade ve anlaşılırdı. Akıcı ve sürükleyici olduğunu da söyleyebilirim. Çünkü kahramanların başından geçen hikayeler çok tanıdık, hayatın içindendi.
Konular arasında geçişi bence iyi yakalamış yazar, okurken olaylar arasında kopukluk yaşanmıyordu. Kitapta pek çok kitaptan alıntılar olması, felsefi diyaloglar olması zenginleştirmiş romanı.
Konusuna gelince; ekonomik olarak sıkıntı çeken, eğitim hayatına devam edemeyen ve yazar olma