Merve☆

Merve☆
@Me_ve
Sadece görünür olmak değil, insanlara dokunmak, onları düşündürmek ve belki de hayatı biraz daha iyi anlamalarına yardımcı olmak istiyorumdur. Per aspera ad astra...
Nankörlüğün Ardındaki Ses
Puan vermedi·140 syf.··
2026 4. kitabı
İnsan, kendine yapılan iyiliği nasıl unutur ki? Ama zaman geçtikçe anlıyorsun… Nankörlük, sandığımız gibi büyük ihanetlerde değil; küçük unutuluşlarda saklı. Birinin senin için uykusuz kaldığı geceleri unutursun mesela. Sana iyi gelmek için verdiği çabayı, bir gün sıradan bir şeymiş gibi görmeye başlarsın. Çünkü insan, sahip olduklarına alışır. Alıştıkça da değerini azaltır. İşte nankörlük tam burada başlar: Alışkanlıkla değerin yer değiştirdiği yerde. En acı olanı ise şudur; insan başkasına yaptığı nankörlüğü fark etmez ama kendisine yapılınca derinden hisseder. Kendi kırgınlığını büyütürken, başkasının kırılmış kalbini görmezden gelir. Çünkü insan, çoğu zaman kendi hikâyesinin başrolünde o kadar kaybolur ki başkalarının emeğini arka plan sanır. Belki de bu yüzden nankörlük “korkunç”tur. Çünkü sessizdir. Gürültü koparmaz, kapıyı çarpıp gitmez. Yavaş yavaş yerleşir insanın içine. Minnetin yerini beklenti alır, teşekkürün yerini alışkanlık. Ama yine de bir ihtimal var. İnsan, fark ettiği anda değişebilir. Bir gün durup “ben neyi unutuyorum?” diye sorarsa kendine… Belki o zaman nankörlük yerini hatırlamaya bırakır. Ve hatırlamak, bazen en büyük iyileşmedir. Çünkü bazı insanlar gitmez, biz onları görmemeyi seçeriz
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,4bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Nankör Olmak Nedir Sizce ?
“İnsanoğlu nankördür; hem de en korkunç şekilde nankör.”

Merve☆

, bir kitap okudu
Puan vermedi·112 syf.··
2026 3. kitabı
Albert Camus
7.9/10 · 137,2bin okunma
Alıştıkça Uzaklaşmak
Puan vermedi·112 syf.··
2026 3. kitabı
Bazen hayat, insanı en çok sessiz yerinden sınar. Büyük kırılmalar, beklenmedik kayıplar ya da içten içe büyüyen boşluklar… İlk anda insanın içine oturur, nefes almayı bile zorlaştırır. Ama sonra, fark etmeden bir şey olur: İnsan alışır. İşte bu yüzden “İnsan alışıyor, her şeye alışıyor.” sözü, sadece bir cümle değil; insanın en çıplak gerçeğidir. Yabancı romanında Meursault’nun dünyaya karşı kayıtsızlığı tam da bu alışmanın uç noktasıdır. Annesinin ölümüne verdiği tepkiden, işlediği suça kadar her şeyde aynı mesafe, aynı duygusuzluk hissedilir. O, hayatın anlamını sorgulamak yerine ona karşı bir yabancı gibi durmayı seçer. Belki de bu yüzden “alışmak”, onun için bir savunma mekanizmasına dönüşür. Hissetmemek, kabullenmekten daha kolaydır. Ama burada rahatsız edici bir gerçek gizlidir: İnsan sadece acıya değil, anlamsızlığa da alışabilir. Sürekli ertelediği hayallerine, söyleyemediği sözlere, yaşamadığı hayatlara… Zamanla bunlar da normalleşir. Tıpkı Meursault’nun hayatı gibi; sade, düz ve bir o kadar uzak. Peki bu gerçekten yaşamak mıdır, yoksa sadece var olmak mı? Alışmak bazen iyileştirir, insanı ayakta tutar. Ama bazen de insanı kendi hayatının seyircisine dönüştürür. Çünkü insan en çok, hissetmemeye alıştığında kendinden uzaklaşır. Belki de asıl mesele alışmak değil; neye alıştığını fark etmektir. Eğer alıştığın şey seni duygularından koparıyorsa, seni hayattan uzaklaştırıyorsa, o zaman bu bir güç değil, bir kayıptır. Ve belki de en zor soru şudur: Sen gerçekten yaşıyor musun, yoksa sadece alıştığın hayatı mı sürdürüyorsun?
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma