Eski rejim erkânından, hattâ eski kazaskerlerden birisi, bana, bir gün demişti ki: "Tarihimizde bunun kadar büyük bir psikolog tanımıyorum. Milletin ruhunu avucunun içi gibi biliyor." Milletin ruhunu avucunun içi kadar biliyordu. Zira, hiçbir fert, mensup olduğu milletle onun kadar kaynaşıp birleşmemiştir. Milletin bütün ıstıraplarını kendi vücudunda hissetmiş; milletin neyi istediğini, neyi istemediğini, ne düşünüp, neden şikâyet ettiğini kendi beyninin hareketlerinde ve kendi vicdanının feveranlarında keşfedip anlamıştır.
Lakin, bu noktada gene bir sürü istifham işaretleri karşısında kalıyoruz. Çünkü, bu hadiseyi müşahede ve tespit etmekle onu izah etmiş olmadık. Biliyoruz ki, Türk milleti, susan ve derdinden ipucu vermeyen bir millettir. Mustafa Kemal, bu Sfenks'in muammalı çehresini nasıl okuyabildi? Onun granitten gövdesine hangi yerinden hulûl etti? Ve onu nasıl, cins bir küheylân gibi derhal harekete getirdi? Hiçbir âlimin bize keşfedemeyeceği sır işte buradadır.