Murat Yahşi

Murat Yahşi
Reading it is like a song that touches my soul :)
Madem ki, ondan bahsediyorum, niçin her şeyi bildiğim gibi söylemekten çekineceğim? Evet, Mustafa Kemal, dağılmış orduyu topladıktan, bütün milli müdafaa teşkilatını ikmal ettikten, milleti devleti kurduktan ve Anadolu'yu hiç görülmemiş bir sükûn ve asayişe kavuşturduktan sonra dahi, hâlâ "vatanın harimi ismetinde" bir barut fıçısı üstünde gibi oturuyordu. Bu itibarla Çankaya'nın, yalçın Kafkas tepelerinden farkı yoktu ve Türk milletine yeniden can veren bu genç Titan'ın ciğerlerini, nifak, fesat, iftira ve haset kartallarının gagaları durmaksızın didikliyor ve o, tıpkı Promete gibi kahhar [kahredici] ve zalim bahtın ters ve asık suratına kahraman dehâsının verdiği bir sükün ve emniyetle gülümseyerek bakıyordu.
Sayfa 50 - Kahramanlığı·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Lakin, o tarihte, gerçek hiç de bana bu emniyeti verecek mahiyette değildi. Mustafa Kemal Paşa'nın riyaset ettiği Meclis birbirini tutmaz birçok muhalif cereyanların kaynağı idi. "Müdafaai Hukukçu mebuslar, iki muarız safa ayrılmışlar, biri Mustafa Kemal lehinde, diğeri aleyhinde, hep didişip duruyorlardı. Eski İttihatçılar, küçük fakat kuvvetli bir klik halinde bu iki cereyan arasında durmaksızın kendi oyunlarını oynamakta idiler. Hacılardan, hocalardan, şeyhlerden ve ağalardan mürekkep diğer bir zümre de, her çekişmeden fırsat kollayarak milleti, Ortaçağın karanlıklarına itmeye çabalıyordu.
Sayfa 49 - Kahramanlığı·Kitabı okudu
Alıntı
Mustafa Kemal'e göre, rütbe derecelerinin yegâne mânası, tasarladığı büyük işleri yapabilmek için muhtaç olduğu maddi ve manevi imkânları kendisine teminden ibaretti. Son derece realist ve duru zekası sayesinde pekâlâ biliyordu ki, insanları sevk ve idare etmek için yalnız hak ve hakikatin belâgatiyle cihazlanmış olmamız kâfi değildir, ayrıca, içinde yaşadığımız cemiyet ölçülerine göre bir kıymet ve prestije sahip bulunmamız şarttır. Anafartalar kumandanı olmamış ve o zamanın tabirlerine göre “ümerayi askeriye [büyük rütbeli subaylar]" sırasına geçmemiş bir Mustafa Kemal'in Anadolu harekâtına başlayabilmesi epeyce güç olurdu. Böyle olduğu halde bile, şark vilayetlerinde bir ordu müfettişliği elde etmek için İstanbul hükümeti nezdinde ne kadar ceht ve gayret sarf ettiğini, bütün kapalı kapıları nasıl zorladığını bilmeyen yoktur.
Sayfa 40 - Kahramanlığı·Kitabı okudu
Alıntı
Mustafa Kemal'e bir çılgın, bir serseri ve bir şarlatan nazarıyle bakmayanlar da, onu, işte bu hadsiz ikbalperestlik ve bu sonsuz hırsla itham ederek kendi küçük ve dar görüşlerine mantıki bir izah bulmak istiyorlardı. Bu yüzden, yıllarca "Kolağası" kalan ve hemen bütün arkadaşlarının birer birer kendisini geçip gittiğini gören Mustafa Kemal, nihayet askeri kariyerinin her derecesini -bir kale zapteder gibi- kendi pazısının zoru ile kazanmak ıstırarında [zorunda] kalmıştır.
Sayfa 40 - Kahramanlığı·Kitabı okudu
Alıntı
Mustafa Kemal: "Hiçbir kuvvet mazlûm Türk milletini kendi hakkını kendi eliyle istihsalden menedemeyecektir" diyordu. Mustafa Kemal: "emperyalist devletler bilmelidirler ki..." diye başlıyordu. Mustafa Kemal: "İradei milliyenin her müşküle galebe çalacağı"ndan bahsediyordu. Bu sözlerde sanki millet, bütün Türk milleti onun ağzından konuşmaya başlamış gibiydi. Vatan müdafaası için fertlerin kendi gönüllerinde ayrı ayrı besledikleri ümitler, verdikleri kararlar onun ifade ve iradesinde en kesin sentezini buluyordu. On dört milyonluk perişan bir insan sürüsü, dağınık dilekleri, müphem gayeleriyle tek bir adamın, bir idam mahkûmunun şuurunda ve iradesinde birleşiyordu. (Bir idam mahkûmu... Kader. kendisini idama mahkûm bir millete ne münasip bir şey bağışlamıştı! Ve bu vâkıanın, millî hayatta ne kadar sembolik bir mânası vardı!)
Sayfa 32 - Başlangıç·Kitabı okudu
Alıntı