Madem ki, ondan bahsediyorum, niçin her şeyi bildiğim gibi söylemekten çekineceğim? Evet, Mustafa Kemal, dağılmış orduyu topladıktan, bütün milli müdafaa teşkilatını ikmal ettikten, milleti devleti kurduktan ve Anadolu'yu hiç görülmemiş bir sükûn ve asayişe kavuşturduktan sonra dahi, hâlâ "vatanın harimi ismetinde" bir barut fıçısı üstünde gibi oturuyordu. Bu itibarla Çankaya'nın, yalçın Kafkas tepelerinden farkı yoktu ve Türk milletine yeniden can veren bu genç Titan'ın ciğerlerini, nifak, fesat, iftira ve haset kartallarının gagaları durmaksızın didikliyor ve o, tıpkı Promete gibi kahhar [kahredici] ve zalim bahtın ters ve asık suratına kahraman dehâsının verdiği bir sükün ve emniyetle gülümseyerek bakıyordu.