Yeraltından Notlar, okurken insanı rahatsız eden ama tam da bu yüzden bırakamadığım bir kitap oldu. Dostoyevski, bu eserde kahraman yaratmak yerine insanın en karanlık, en çelişkili hâlini konuşturuyor. Yeraltı adamı; düşünen, farkında olan ama bu farkındalık yüzünden hareketsiz kalan biri. Onu okurken sık sık kendimle karşılaştım, çünkü anlattıkları yabancı değil: kırılganlık, gurur, aşağılanma korkusu ve buna eşlik eden sessiz bir öfke. “Aşırı bilinç hastalıktır” cümlesi kitabın ruhunu özetler gibi; anlatıcı ne kadar çok düşünürse o kadar felç olur, ne kadar analiz ederse o kadar yalnızlaşır. Dostoyevski burada aklın insanı kurtaracağı fikrine açıkça karşı çıkar ve insanın bazen sırf özgür olduğunu kanıtlamak için bile bile kendine zarar verebileceğini gösterir.
Kitabın dili yer yer sert, tekrar eden ve bunaltıcı; ama bu bir kusur değil, bilinçli bir tercih gibi duruyor. Çünkü anlatıcının zihni de tam olarak böyle işliyor: dağınık, takıntılı ve huzursuz. Özellikle Liza ile olan sahnelerde bu dil daha da sarsıcı hâle geliyor; sevgiyle karşılaşan yeraltı adamı, onu kabullenmek yerine aşağılamayı seçiyor. “Ben kötü bir adamım” derken aslında kendini savunmuyor, kendini ifşa ediyor. Yeraltından Notlar bana göre insanın kendine itiraf edemediklerini yüksek sesle söyleyen bir kitap; okuru rahatlatmak yerine rahatsız etmeyi, çözüm sunmak yerine soru sordurmayı seçiyor. Bu yüzden sevilmesi kolay değil ama etkisi uzun süre geçmiyor. Bence okunması gereken bir eser, şimdiden iyi okumalar diliyorummm.