Bana derler ki "Veren el, alan elden hayırlıdır." Ben de derim ki "Elin vergisi canın sevgisi." Bana derler ki "Verilenler, günahları örter, perdeler." Ben de derim ki ""Örtülüp, perdelenecek seyleri azaltmak daha iyi değil mi?"
Bana derler ki "Verenin malı artar." Ben de derim ki "Malım artsın diye vermek, vermek midir, almaya hazırlık mı?" Bana derler ki "Öyle bir ver ki, Sağ elin verdiğini sol elin görmesin, bilmesin." Ben de derim ki "Peki bu sağ elleriniz nasıl bu kadar meşhur oldu?"
Bana derler ki "Az sadaka çok kaza bela savar." Ben de derim ki "Çoğunu verip gelecektekiler de dahil hepsini birden savuşturmak daha iyi değil mi o zaman?"
Bana derler ki Olmayanı verdiğinle sevindirmek mevcudununun zekâtıdır."' Ben de derim ki "Olmayan -olmayan -ol-maya sen -verip de sevindiren- olmaya ne çabuk, ne kolaylıkla alışmışsınız. Rolleri degiştirmek, biraz da sen alıp da sevinen olmak ister misin?"
Bana derler ki "Biz, bize verilenlerle böyle olduk." Ben derim ki "Sizin gibi olmamak için her şeyimi vermeye de, hiç bir şeyimi vermemeye de ahdettim."
Arı olmak, karınca olmak veya gül olmak, ağaçlarda çiçek olmak, bir rüzgâr esintisinde düşen elma olmak. Dağda yuva yapmıs rüzgâr olmak, bulut olmak. Ufuk olmak, ay olmak, şafak olmak.. Gün doğusu olmak, gün batışı olmak. Kuşluk olmak, ikindi olmak ve öğle olmak. Büyük ögle olmak. Sıcak yaz günlerinde eşyada gölgeyi kaçırıcı sıcak aydınlık olmak. Ve sonunda güneş olmak. Hayır! İnsan olmak. Aklın çetinligi içinde toprağa yakınken gökte nar bahçesi düzenleyen insanoğlu olmak.