Yukarıdaki geçen ifadede ne demek istediğimi birazdan dile getireceğim. Fakat öncesinde kitabın kendisiyle ilgili iki üç kelam etmek isterim.
Kitap tamamen “Ahmet Ümit” üslubunda kitap olmuş. Diğer romanlarından farklı olarak şehir bu sefer İstanbul değil, Konya olarak seçilmiş. Yine her kitabında bildiğimiz Baş komiser Nevzat yok bu romanda. Kitabın konusuysa bu sefer “Mevlana ve Şems” arasındaki ilişki. Son yıllarda bu konunun sürekli işlenmesi artık can sıkmaya başladı. Yani daha kaç romancı kitabında Mevlana ile Şems’in hikâyesinden söz edecek merak ediyorum doğrusu. Kitap son derece güzeldi. Kurgu sağlam, merak ögesi çok iyi ayarlanmış ve hafif bir aksiyonda vardı. Fakat Mevlana ile Şems ilişkisinin anlatıldığı bölümler çok fazlaydı. Bu bölümler benim kitaptan kopmama sebep oldu. Bu bölümleri çıkarırsak kitap gayet güzeldi. Tavsiye ederim.
Kitabın eleştireceğim noktaları ise din konusunun işlendiği bölümler. Son dönemde iki üç yazarda sürekli din konusunu işlendiğine şahit oldum. Bunlardan biri Ahmet ümit… Bir diğeri ise Elif Şafak… İki yazarında din konusuna neden bu aralar yoğunlaştığını merak ediyorum. Biri yurt dışında yaşayan daha Türkiye’yi bile doğru düzgün tanımayan bir yazar. Ama ülkemizde her şey için ahkâm kesme hakkını kendinde bulabiliyor. ( Ahkâm kesiyor dediğime bakmayın. Tarihi yerden yere vuruyor. Halkı küçümsüyor. Halkın her yaptığına hor bakıyor.) Ahmet Ümit ise yıllarca komünizm için Rusya’da eğitim görmüş bir yazar. Hali hazırda kendini bir komünist olarak görüyor. Fakat gel gör ki bir İslam âlimi gibi Müslümanlara din anlatıyor. ( Yanlış anlaşılma olmasın. Ümit’in komünist olması beni ilgilendirmiyor. Bunu biliyorum ve severek kitaplarını okuyorum. Ama bir komünist olarak gelip bana dini ders verme ya. Evet, bu dini anlatırken bazı
İnsanların bu kadar bayıldığı bir kitabı okurken beklentiyi mi yükselttim ne yaptım ama bana daha önce okumuşum gibi geldi. Çokça kullanılan eski ifade ve kelimelere rağmen rahat okunan, güzel bir anlatımı var kitabın. Kesinlikle kötü değil ama o kadar iyi de değil.
Bazı edebi eserlerin tüm zamanlara hitap edebilme özelliği vardır. Kitap her ne kadar Josef Stalin'e ithafen yazılan bir politik taşlama olsa da okurken günümüze dair çıkarsamalarda bulunabiliyoruz çok rahat bir şekilde.
Kitabın konusu özetle; Hayvan Çiftliğinde ki hayvanların insan türüne karşı ayaklanmasıyla başlıyor. İnsanları çiftlikten kovup kendi düzenlerini kuruyorlar. Hayvan olmanın gereklerini 7 maddede toparlıyorlar. En önemli madde ise ''Bütün Hayvanlar Eşittir.'' kabul görülüyor. Ayaklanmayı başlatan bir domuz oluyor ve hayvanların en zekisi olan domuzlar liderlik yapıyor fakat bir süre sonra Lider Domuz Napoleon hayvanlara kötü davranıp onları eskisinden daha çok çalıştırıyor ve daha az yem veriyor. Diğer hayvanarla da iletişimi koparıp köpeklerden kendine bir koruma duvarı örüyor...
Artık hiç bir hayvan Napoleon ile iletişim kuramamaktadır. Hayvanlar Napoleon'un her yaptığı aykırı harekete tepki verecekleri anda ya aracı domuz onları yalanlarla sakinleştirip inandırıyor ya da Koyunlar aynı anda konuşmaya başlayıp onları susturuyor. Bu sırada ahır duvarına 7 madde olarak yazılan anayasayı bütün hayvanlar uyurken değişikliğe uğratıp hayvanları geçiştiriyorlardır.... Artık iyice yaşanmaz hale gelen çiftlik hayvanları iyice sinmiş ve durumu kabullenmişlerdir. Hatta zaman zaman işler kötüye gittiğinde tavukların yumurtaları alınıp -daha önceden insanlarla asla ama asla alış-veriş yapmama sözü verilmesine rağmen- insanlara satılmıştır.
…
Hikayenin sonunda ise artık domuzlar yapılmaması gereken ne varsa yapmışlar ve düzeni -kendi istedikleri gibi –korkuyu kullanarak oturtmuşlardır.
…
Kitabın en etkili sözü ise… –‘Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.’ Der ve özetler kitabı George ORWELL…
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,2bin okunma