Mehmet B

Mehmet B
@Mehmettb
We are all slaves to our feelings
Puan vermedi
Eros'un Istırabı Byung-Chul Han 21. yüzyıl, dijitalleşmenin getirdiği imkanlarla birlikte, bireyleri geçici hazlara yönlendiren, anonim ortamlarda kısa süreli flört ve ilişkilere sürükleyen önemli bir dönemdir; bu durum, bireylerin kendi benliklerini geçici hazlarla yok etmelerine yol açmaktadır. Diğer açıdan psikolojik perspektifinde bakıldığında, Byung-Chul Han’ın Eros’un Istırabı kitabında ele aldığı aşkın ve arzunun krizini, modern bireyin psikolojik yapısıyla ilişkilendirmek mümkündür. Günümüz insanı, hızla değişen dünyada kendini sürekli optimize etmeye çalışan, performans odaklı ve bireyselleşmiş bir varlık haline gelmiştir. Bu durum, aşkı ve arzuyu da derinden etkilemiştir. Bağlanma teorisine göre, sağlıklı ilişkiler güvenli bir bağlanma dinamiği üzerine kurulur. Ancak modern çağda bireyler, bağımsızlık ve özgürlük adına bağlanmaktan kaçınma eğilimi göstermektedir. Bu, "kaçınmacı bağlanma" stilini yaygınlaştırmış ve insanların derin duygusal ilişkiler kurmasını zorlaştırmıştır. Dijitalleşme ve sosyal medya, sürekli olarak yeni seçenekler sunduğu için insanlar mevcut ilişkilerine tam anlamıyla bağlanmak yerine, her zaman "daha iyisini" aramaktadır. Bu da ilişkilerin yüzeysel ve geçici olmasına yol açar. Han’ın vurguladığı gibi, modern insanın aşkı hızla tüketmesi, psikolojik olarak tatmin olamama ve sürekli bir eksiklik hissiyle bağlantılıdır. Özellikle sosyal medyada sürekli olarak "mükemmel aşk" imgeleriyle karşılaşmak, kişilerin kendi ilişkilerini yetersiz hissetmelerine neden olabilir. Sosyal karşılaştırma teorisine göre, insanlar başkalarıyla kendilerini kıyasladıkça tatminsizlik duygusu artar. Bu da ilişkilerde gerçekçi olmayan beklentilere ve hayal kırıklıklarına yol açar. Psikanalitik açıdan bakıldığında, Han’ın dile getirdiği aşkın gizemini kaybetmesi meselesi,
Felsefe-Düşünce
Eros'un IstırabıByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20191,504 okunma
Reklam
Puan vermedi
Demokrasi Nedir Alain Touraine Öncelikle kitabın içeriğine değinmeden önce kitap toplam bir eleştiri olarak nitelenebilir. Kitapta belirli yazarlara değinerek demokrasi anlayışının ne olduğunu ve demokrasi düşüncesinin nasıl değiştirilirdiğini ele alıyor, uzun bir inceleme olacaktır bol okumalar. Birinci bölümde “Yeni Bir Düşünce” başlığı altında demokrasinin çağdaş dünyadaki durumunu ele alıyor. Alain Touraine, demokrasinin zaferinin sanıldığı kadar kesin ve sağlam olmadığını vurgulayarak, bu zaferin aslında oldukça kuşkulu olduğunu belirtiyor. Çünkü yetkeci yönetimler Doğu ve Güney’de çökmüş olsa da, bunun demokrasinin güçlü ve kalıcı olduğu anlamına gelmediğini savunuyor. Yazar, günümüz dünyasında demokrasinin sadece serbest seçimler ve çoğulculukla özdeşleştirilmesinin yetersiz olduğunu anlatıyor. Seçmenlerin bazen sadece birkaç güçlü fraksiyon arasında seçim yapabildiğini, bunun da gerçek bir demokratik sistem oluşturmadığını dile getiriyor. Ayrıca, pazar ekonomisi ile demokrasinin zorunlu bir ilişki içinde olmadığını, açık bir ekonomik sistemin de demokratik yönetimi garanti etmediğini belirtiyor. Demokrasinin zayıflamasının en önemli göstergelerinden biri olarak, siyasal katılımın azalmasını ve temsil krizini öne çıkarıyor. Yurttaşların giderek kendilerini siyasetten kopuk hissettiğini ve siyasi elitlerin halktan uzaklaşarak yalnızca kendi iktidarlarını sürdürmeye çalıştıklarını ifade ediyor. Bunun sonucunda halkın siyasete duyduğu güvenin azaldığını ve siyasal temsilin bir tür formaliteye dönüştüğünü anlatıyor. Yazar, demokratik sistemlerin bu zayıflamasına üç temel tehdit olduğunu söylüyor: Yetkeci eğilimler – Devletin gücünü artırarak bireylerin özgürlüğünü ve özerkliğini tehdit etmesi. Ekonomik elitlerin yönetimi ele geçirmesi – Piyasa mekanizmalarının, demokrasi
1000k
Demokrasi NedirAlain Touraine · Yapı Kredi Yayınları · 201541 okunma
Puan vermedi
Sanat ve Arzu Ulus Baker Kitap, sanatın ve yaratıcılığın temelinde yatan arzu, duygu ve etkileşim süreçlerini, felsefi, sosyolojik ve estetik boyutlarıyla ele alır. Kitap, Baker’in 1998 yılına ait seminer ve derslerinden derlenmiş metinlerden oluşmakta olup, modern özneleşme, bakış açısı ve duygu-dinamik ilişkiler üzerine derin tartışmalar sunar. Eserde, arzu (ya da isteklilik) sanatın var olabilmesi için vazgeçilmez bir güç olarak görülür. Baker, sanatı yalnızca teknik ya da görsel bir üretim biçimi olarak değerlendirmek yerine, arzu ve duygulanımın yaratıcılık sürecinde merkezi rol oynadığını savunur. Bu bağlamda, sanatın ortaya çıkışını, bireyin içsel dünyasındaki tutku ve etkileşimlerin, toplumsal yaşamla iç içe geçerek yeni anlamlar ürettiği dinamik bir süreç olarak irdeler. Kitabın önemli konularından biri de “bakış açısı” kavramıdır. Baker, bakış açısını sadece gözlem ya da kişisel görüş beyanı olarak görmekten ziyade, hayatı ve varoluşu anlamlandıran, deneyim ve duyguların iç içe geçtiği bir mekanizma olarak tanımlar. Bu tartışmada Heidegger, Pavlov ve Nietzsche gibi düşünürlerin izlerini sürerken, modern bilimin laboratuvar koşullarının ötesinde, gerçek yaşamın akışkan ve duygusal yönlerine vurgu yapar. Diğer bir önemli tartışma alanı ise modern özneleşme sürecidir. Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” formülasyonuyla başlayan bu süreç, klasik ideal formların yerini, daha kesitsel, anlık ve dinamik öznel deneyimlere bırakmaya başlar. Baker, bu dönüşümü Rönesans’ın bilimsel ve felsefi devrimleri ışığında değerlendirir; insanın yalnızca akıl sahibi bir varlık olarak tanımlanmasının ötesinde, duygu, arzu ve etkileşim süreçleriyle nasıl yeniden inşa edildiğini sorgular. Ayrıca kitap, Spinoza, Leibniz, Kant ve Deleuze gibi düşünürlerin etkileri üzerinden,
Felsefe-Düşünce
Sanat ve ArzuUlus Baker · İletişim Yayınları · 2020412 okunma
Puan vermedi
Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme Ulus Baker Ulus Baker’in Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme adlı eseri, modern siyasal alanın nasıl şekillendiğini, daraldığını ve dönüşüme uğradığını ele alan derinlikli bir analiz sunar. Baker, siyasal alanı yalnızca devlet mekanizmaları ve klasik siyasal kurumlar üzerinden değil, aynı zamanda protesto, terör, ifade ve temsil gibi kavramlar aracılığıyla değerlendirir. Kitap, siyasal alanın nasıl daraldığını ve bireylerin bu daralan alanda nasıl hareket etmeye çalıştığını anlamak için oldukça değerli bir çerçeve sunar. Baker, modern toplumun siyasal alanı nasıl şekillendirdiğini açıklarken, kamuoyu kavramına büyük bir önem atfeder. Ona göre modern siyaset, kamuoyu araştırmaları ve medya aracılığıyla bireylerin düşüncelerini yönlendirir ve kontrol eder. Kamuoyu, protestoları sistem içine çekerek etkisizleştirir ve onları yalnızca "görüş" ya da "kanı" seviyesine indirger. Böylece, protestoların etkisi azalır ve bir eylem biçimi olmaktan çıkar. Kitapta protesto ile terör arasında bir geçiş süreci olduğu vurgulanır. Eğer protesto sistem içinde anlamını kaybeder ve etkisizleşirse, aşırılaşarak terör biçimine dönüşebilir. Baker, terörü yalnızca şiddet içeren bir eylem olarak değil, mevcut siyasal düzeni doğrudan tehdit eden ve ona meydan okuyan bir siyasal strateji olarak ele alır. Modern devletler terörü bir güvenlik meselesi olarak görse de Baker, terörün aslında siyasal alanın yapısal bir sonucu olduğunu savunur. Kitabın diğer önemli kavramlarından biri de temsil ve ifade arasındaki gerilimdir. Baker, modern siyasal sistemin temsil mekanizmaları aracılığıyla bireylerin ve toplulukların siyasal eylemlerini denetim altına aldığını belirtir. Temsil, siyasal hareketleri belirli çerçevelere sokarak onların özgünlüğünü kaybettirirken, ifade bireylerin doğrudan
Felsefe-Düşünce
Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir DenemeUlus Baker · Paragraf Yayınevi · 200052 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2023 128. kitabı
Psikopolitika Byung-Chul Han Modern toplumların iktidar ilişkileri, neoliberalizmin yükselişiyle birlikte radikal bir dönüşüm yaşamıştır. Geleneksel baskı ve disipline dayalı iktidar biçimlerinin yerini, bireylerin zihinlerini, arzularını ve duygularını hedef alan bir yönetim biçimi almıştır. Güney Koreli filozof ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han, "Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri" adlı eserinde bu dönüşümü inceleyerek, neoliberal çağın iktidar tekniklerini eleştirel bir perspektifle değerlendirir. Byung-Chul Han, neoliberalizmin bireyler üzerinde kurduğu yeni iktidar biçimini, geleneksel disiplin toplumlarının baskıcı yöntemleriyle karşılaştırır. Geleneksel iktidar, bireyleri zor kullanarak kontrol altına alırken, neoliberal iktidar bireyleri öznelere dönüştürerek onları kendilerini yönetmeye teşvik eder. Bu bağlamda neoliberalizm, bireylere "özgürlük" vaadinde bulunur. Ancak Han’a göre bu özgürlük, gerçekte bireylerin kendilerini sürekli olarak optimize etmeye zorlandığı bir tür görünmez tahakküm biçimidir. Neoliberal birey, kendisinin bir girişimcisi olarak konumlandırılır. Bu, bireyin yaşamını bir proje olarak görmesini ve sürekli olarak kendini geliştirme, daha fazla üretme ve tüketme baskısı altında yaşamasını beraberinde getirir. Böylece bireyler, kendi özgür seçimlerini yaptıklarına inanırken aslında sistemin görünmez denetim mekanizmalarına boyun eğerler. Han, bir diğer konu olan neoliberalizmin temel iktidar tekniklerinden birinin psikopolitika olduğunu öne sürer. Psikopolitika, bireylerin düşüncelerini, duygularını ve arzularını manipüle ederek kontrol sağlamayı hedefler. Bu iktidar biçimi, bireylerin zihinlerine nüfuz ederek, onları "özgür irade" adı altında sistemin taleplerine uygun davranmaya yönlendirir. Han’a göre bu, bireyleri kendi
Düşünce
PsikopolitikaByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20191,046 okunma
Reklam