Dicle Fırat ve Murat

Dicle Fırat ve Murat
@Melek_dara
Bir savaşı izliyoruz yıllardır. Can yakan, korkutan, ağlatan ve öldüren... Ama hiçbirimiz bilmiyoruz nedenlerini, niçinlerini. Merak edip sormuyoruz bile “Bu insanlar neden dağa çıkmış ki?” diye. Bize ne denirse kabul etmişiz... Bu ülkenin en büyük hastalıklarından olan “algı yönetimi”nden sıtkı sıyrılmış biri olarak şunu net bir şekilde ifade edebilirim ki; oynanmamış bilgiye açım ben. Net, olduğu ve yaşandığı kadarının sunulmasını istiyorum sadece. Ve kendim karar vermek istiyorum ne düşüneceğime. Öcalan’ı neden sevdiklerini, bu savaşı neden başlattıklarını, dağlarda yaşamak pahasına, hayatlarını ortaya koyarak ne için mücadele ettiklerim öğrenmek istiyorum. Ve sonucunda onlardan hoşlanmayacaksam da buna kendim karar vermek istiyorum.
Reklam
sanki şöyle demektedir: Neden böylesine ciddiye alıyorsun bütün bunları? Neden içinde yaşadığın zamanın saçmalığının ve vahşetinin kışkırtmalarına kapılıp hepsine boyun eğiyorsun? Bütün bunlar senin yalnız tenine dokunabilir, ama özüne asla işleyemez. Dış dünya senden hiçbir şey alamaz ve aklını da, sen kendin karıştırmadığın sürece, karıştıramaz. “Sağduyu sahibi insanın kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.” Zaman içinde olup bitenler, onlara katılmayı reddettiğin sürece, senin karşında güçsüzdür; zamanın çılgınlığı ise sen zihninin berraklığını korudukça gerçek anlamda sıkıntı kaynağı olamaz. Ve yaşadığın en kötü şeyleri, görünüşte aşağılayıcı olanları, kaderin sillelerini ancak onların önünde zayıflığını gösterecek olursan hissedersin; çünkü senden başka kim onlara değer verebilir, ağırlık tanıyabilir, onların zevk ya da acı kaynağı olmalarını sağlayabilir? Ancak sen, kendi kendini yüceltebilir ya da aşağılayabilirsin – iç dünyasında sağlam ve özgür kalabilen kişi, dışarıdan gelen en ağır baskıya bile kolaylıkla göğüs gerebilir.
“Direkt büyüdüm, büyüttüler”
Kardeşini Doğurmak elini taşın altına koymaktan çekinmeyen bir kalemin ürünü… “Direkt büyüdüm, büyüttüler” " Ölenler, öldürülenler ve ölü gibi yaşamak zorunda bırakılanlar" notunu bırakıyorum arkadaşlar... Kesinlikle okunması ve bu gerçekle yüzleşilmesi gereken bir durum.... Peki insanlık bu muydu? Aynı anneden doğmuş, aynı ekmekten yemiş, aynı sokakta düşüp ayağa kalkmışlardı. Ama o gün orada Ferit sanki hiç Güldünya’nın karde­şi olmamış gibiydi. sayfa... 300 Bir toplumun Müslüman olması o toplumda cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık gibi hiçbir suç işlenmediğini göstermez. Bu hüküm ensest meselesi için de geçerlidir. Kısacası, insan varsa, orada her şey olabilir ve iyi ya da kötü her türlü tecrübe yaşanabilir.
OKUMAYA DEĞER....
Ne kadar su çıkarabilir bir baba lekesini kendi kızından… Tanıklık yapar mı şimdi o yatak Ne bileyim perde işte, halı, yastık, karyola Sır verir mi evlerin karanlık köşeleri Konuşur mu duvarlar, ahır içleri Bir tanık istiyorsan iyi bak gözlerime… “Sus” diyordu “sus” Üstümde ağır gövde, çırpınan iki bacak Öyle cılız, öyle güçsüz, öyle zavallı Tükenmiş nefes nefes, “sus” diyordu ”sus” “Yol olanın yolcuları çok olur.” Ne bayramlar sevincimin sabahı Ne bir hayal yarınlara hevesli Ne ilk aşk hatırası kalbimin bir yerinde Ne çocuk oldum, ne genç kız Hiçbir şeydim hiçbir şeyin içinde Bir babanın altında bir cesettim bay hâkim Bir tanık istiyorsan iyi bak gözlerime… Suna Aras
"YIKANMAK İSTİYORUM" KİTABINI KALEME ALAN SUNA ARAS İLE ALINTILADIĞIM BİRKAÇ SORU VE CEVAP.... BU KİTABI OKUMADIM AMA ÇOK YAKINDA ELİMDE OLACAK..... Kitabı yazmanız niçin 12 yıl sürdü? Evet, oldukça uzun ve yıpratıcı bir süreç. Tecavüz mağdurlarındaki gelgitler var ya, o gelgitler bir anlık bir şey olmadı hiçbir zaman. Örneğin evine defalarca gittiğim mağdurlar oldu, bir çay içip defalarca konuşamadan geri döndüğüm… Konuşmak isteyip de korku belasıyla konuşamayan kadınlar… “işim çıktı”, “Çocuğum hasta”, “Kendimi iyi hissetmiyorum” diyenler. Böylece beni de yavaş yavaş kendi bunalımlarına çekenler. “Yeter artık ilgilenmeyeceğim” dediğim zamanlar… Sonra bir telefonla yine yollara düşen ben… Ve 12 yıl… Bulduğunuz kadınlar sizinle konuşmayı, tüm bu yaşadıklarını anlatmayı niçin kabul etti? Bunu ben de bilmiyorum. Yalnız konuştuğum kadınlardan tanıdığım mağdurlar, bana çok güvendiklerinden söz etmişlerdi. Sanıyorum kitabın 12 yıla yayılmasının altında da bu soru yatıyor. Güvenip güvenemeyeceklerini ölçüp biçtikleri için bu kadar uğraştırdılar. Ya aylar, hatta yıllar sonra konuştular, ya da konuşmaktan vazgeçtiler. Çünkü konuşan kadınlardan daha çok, vazgeçen kadınlar oldu. Konuşmamalarının sebebi sanırım ya korku ya güvensizlikti. Başka bir şey aklıma gelmiyor. Bu kitapla birlikte sizde neler değişti? Zor bir soru. Bu konuşmayı yaparken bile boğazımda kocaman bir düğüm var. Bir buçuk saatte 11 sigara! Unutkan, dalgın, sinirli oldum bu kitapla birlikte. İstanbul’u terk ettim. Bir ay geçirmeyi düşündüğüm yerde dokuzuncu yılımı yaşıyorum. Annemin yüzüne bile kuşkuyla bakıyorum “acaba” diye! Babamı hiç hatırlamıyorum, 21 yaşında, ben daha yeni
Reklam