Norveç'in en kuzeydoğusunda bir ada, Vardø. Denize açılmış kırk adam, duyanların büyüyle çağırıldığını düşündüğü bir fırtınada yaşamını yitirir, geride ise kadınların hâkimiyetinde bir topluluk kalır. Yirmi yaşında, genç bir kadın olan Maren de bu felakette babasını ve kardeşini kaybeder.
Sonrasında Kuzey adalarında cadı olarak hüküm giyenleri yakarak idam eden Vekil Absalom Cornet gösterir kendini.
Yanında, eşi Ursala ile birlikte adaya gelir.
Absalom'a göre burası şeytaniliğin baş gösterdiği korkunç bir yerdir. İlerleyen bölümlerde Maren ve Ursala yakın bir dostluk içersinde bulunurlar.
Herşey, kopan fırtınadan sonra yaşanmaya başlıyor. Tüm kötülüğün bu kabusla birlikte bir avuç insanlığın üstüne çöktüğü düşünülüyor.
Kitabın feminist bir roman olduğuna değinilmiş. Oysa ki, ben öyle bir hava sezemediğimi üzülerek söylemek isterim. Okumaya çok büyük bir hevesle başlamıştım. Kitap ilerledikçe, arşa koyduğum beklentim de malasef ki git gide düştü. Sonlara doğru yaklaştığım da kitabın daha hızlı aktığını belirtmek istiyorum. Anlatılan konuya çok yüzeysel değinildiği için, kitap beklentimi karşılayamadı. Bazı bölümlerde odaklanmakta zorlandım. Genel olarak, benim için yetersiz bir okumaydı.
Karakterler arasında feministliği bir nebzede sadece Kirsten'de hissettim. Şahsi fikrimi söylemek gerekirse; daha çok belirsizlik ve bir egemenlik çerçevesinde yönetilmekten kopamamak ön plandaydı.
Başka kitaplarda görüşmek dileğiyle...