Kalbimin koridorundan, zihnimin şeffaf duvarlarından, dinlenmeye fırsat bulabildiğim nadir gecelerimden, ilim ve ahlak anlayışımın tüm detaylarından en çok da O nunla konuşurken, benden bir Şems geçti.
Eveet.. Öncelikle "Bazarov'u seveceksin" ci arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Küstah bir o kadar kibirli karakterimizde şeytan tüyü var. Ayrıca kitabın sonu malum.. Nasıl sevmeyelim.
Turgenyev' in okuduğum ilk kitabı oldu. Yazarın dilini, kitabı açıklayış şeklini, olay örgüsünü ve sürdürüşünü gerçekten başarılı buldum ve okurken keyif aldım.
Kitapta nihilist ve biraz.. evet asi bir karakter olan Bazarov ile -bana kalırsa ona sadece ayak uydurma çabasında olan- arkadaşı Arkadi'nin benimsemiş oldukları düşünceleriyle uyuşamayan hayatlarını kıyaslıyoruz. Evet isim burdan geliyor. "Babalar ve Oğullar".
Kitap boyu süren Bazarov ve "diğerleri" tartışmaları okunmaya değerdi. Ancak kendi adıma Bazarov'un idealini yanlış buluyordum. Arkadi'nin sonunda ondan kopuşu beni çok mutlu etmişti. İçinde Bazarov'dan sakladığı sanat ve doğa tutkusu ile yeşeren Katya aşkı... Katya'ya olan aşkı, Arkadi'yi ; potansiyel bir Bazarov sonundan korumuş oldu..
Peki Bazarov?
Ne olurdu Odistnova ile kalsa.. Pekâla farklı bir sonu olacaktı. Kendini, içindeki kavga, öfke, nefret ve hiççilikle kendi sonuna kadar yalnız taşıyan Bazarov...
Birbirlerini öldürecek seviyeye gelen Pavel ile farklı görüşlere tutuk aynı iki karakterlerdi aslında. Bunu duysa ne derdi "saçmalık !" :)
Nihayet kitap bitti ve Bazarov onun da dediği gibi beklenmedik bir vedayla öptü Odistnova'yı..
Mezarındaki asil kuşlar ve çiçekler sadece doğanın o "kayıtsız" huzurunun değil, ebedi bir barışın ve ebedi bir hayatın nişanesidir.
2 damla gözyaşıyla kapattım kitabı. Daha çok üzüldüm ama ağlayamadım.. Son nefesinde de kuyruğunu dik tutan Bazarov. Romantikliği sevmezdi. ♤
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202555,8bin okunma
Evet. Başlığıma bu kadar uyan bir kitap daha olmamıştı :). Bir yerde okumuştum , Zweig ın kitapları aç bitir salam gibi. Gerçekten öyle ^^.
İçinde 4 hikaye bulunduran kitabımız adını ilk hikayesinden alıyor. Daha önce Zweig okumuştum ancak ara vermemden kaynaklı bir kopukluk hissettim. Veya bana öyle geldi. Yazarın hikayeciliğini sorgulamak elbette haddimize değil ancak bir gönderisi olmayan estetik cümlelerin de pek değeri olmuyor şahsımca.
Yazarın hayretle takip ettiğim genel bir özelliği de kadına ve kadın dünyasına bu denli hakim olabilmesi. Bana sorarsanız erkek ruhuna bu kadar hakim bir kadın yazar tanımıyorum ve Zweig ın bu özelliği takdir edilesi...
Son hikayesinde kadın ve doğayı bütünleştirmesi ve bunu yaparken kullandığı dil ile hayal gücü ; yazarın kadınlar hakkında daha önce uzunca kafa yorduğunu gösteriyor.
Kitap okunmaya değerdi. Benim en beğendiğim hikaye ise , yazarın daha önce okumuş olduğum "Bilinmeyen bir kadının mektupları" adlı romanıyla özdeşleştirmekten kurtulamadığım hikaye olan Geç ödenen borç idi. Yalnız olayda bir borç yok. Ahlakî olarak yapması gerekeni yapmış olan adama, yaptığının bir borç olduğunu hissettirmesi çağımız genç kız ve kadınlarında da bulunan bir tür muhtaç hissetme güdüsü hastalığı diye düşünüyorum.
Evet sonuç olarak iyi ki lerime hoşgelmiş.
MürebbiyeStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202132,8bin okunma
Vee bitti.
Çok uzun bir zamandır okumak için büyük heves duyduğum bir Sabahattin Ali kitabı. Hasta olarak yatakta geçirdiğim 2 gün, kitabı bitirmeme yetti.
Bahsetmek, değinmek istediğim birçok şey var aslına bakarsak. Öncelikle yazarımız gerçekten bir üst düşünür. Yani sadece iyi bir anlatıcı, betimleyici değil. Çok doğru ve yakın bulduğum felsefi yaklaşımları var. Bana kalırsa, Sabahattin Ali , Türk edebiyatının Dostoyevskisi'dir. Kendisinin kısacık ömrüne sığdırdığı 3 romanı da birer başyapıt niteliğinde.
Kitaba geleyim uzatmadan. Girişte Selim İleri'nin yaptığı yorumlara katılıyorum. Ve özellikle Macide ile ilgili olan birçok yerde aklıma Mari Puder -namı değer kürk mantolu madonna- geliyordu. Kitap yine bir ilk görüşte aşk ile başlıyor. Sabahattin Ali buna inanıyormuş artık anladım :). Baş karakter Ömer yaşadığı hayatın bayağılığı ve buhranı içinde yaşarken buluyor Macide'yi. Tıpkı Raif'in Almanya'da Maria'nın tablosuna rastlaması gibi. Fakat Ömer daha hiddetli, derin düşünen ve seven bir çocuk. Raif, Maria'nın dediği gibi "bir kız çocuğu" gibiydi. Kıyas yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum, emin olun okurken de böyleydi. Çünkü çok benzer yönler taşıyorlar.
Macide henüz 18 yaşında yüreğinde ağır duygular barındıran bir genç kız. Teyzesinde kalıyor ve İstanbul'da öğrenim görüyor. Duygularını ona açan Ömer'e karşılık veriyor ve hemen hemen her gece gezmelere çıkmaya başlıyorlar. Teyzezadeleri, eniştesi bu durumdan baya rahatsızlık duyuyor çünkü dedikoduların ardı kesilmiyor. Söylemlerine dayanamayan güçlü iradeli ve gururlu kızımız evini bir gece herkes uyurken terk ediyor. Ki; "aşk tesadüfleri sever" mottolu yazarımız Ömer'i o gece Macide'nin yanına yollayıveriyor. Meğer Ömer bayadır ordaymış. Neyse, Ömer'in -ev denirse- evinde kalmaya başlıyorlar ve asıl hikaye burada
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,7bin okunma
Bir sabah ablamın okuduğu bu kitabı elime aldım ve "bir bakayım" dedim. Çok yoğun progralarım vardı, meşguldum güya:) Başladığım andan 4 saat sonra bitirdim kitabı. Bitirmeliydim çünkü bırakamazdım. Bu kitabı bitirmeden bırakıp başka şeylerle ilgilenemzedim. Önce bu kitabın sonunu öğenmeliydim. Maria ve Raif'in sonunu öğrenmeliydim.
Öncelikle Sabahattin Ali'nin ustalığına değinmek isterim. Akıcılığı mı, insan zihninde oluşturduğu farklı mekan tasvirleri mi, değindiği her noktanın gerçekçiliği mi... Sayabileceğim daha onlarca güzellik. Zaten bu sürdürüyor kitabı. Büyülü adeta. Çıkamıyorsunuz. İçeriğe gelirsek. Kalbimi bir parça yaralayan son kitap oldu. Şimdilik :) Gizemli ve oldukça ketum görünümlü, ailesi içinde varlığı yokluğu bir sayılan, yaşlı Raif Efendi'nin hikayesini okuyoruz aslında. Herkesten kaçan küçük kız çocuğu hallerinin altını dolduruyor bütün hikaye. Almanya'da; gördüğü an kendisi için resmen hayatın durduğunu söylediği bir tablo...Artık tasviri size bırakıyorum. Sonrasında , buluyor işte Kürk Mantolu Madonna'sını. Tablodakinden farklı, biraz feminist biraz asi, biraz çılgın bir kadındır Maria. Raif'in korkaklığını ve çocuk hallerini de pek iyi gözlemlemiştir. Ona şans tanır ve beraber günler geçirirler. Maria aşka ve erkeklere olan inancını kaybetmiştir.. Asla aradığını bulamadığını belirtir. Öyle ki, bir yerde; mümkün olsa bir kadına aşık olacağını söyler. Raif'e kendisinden asla hiçbir şey istemeyeceği koşulunu sunar. Nettir. Tüm bu deişen hayatı içinde pek memnun olan Raif biraz olsun değişmiştir. Maria ile çok mutludur. Onu çok sever ve kaybetmekten çok korkar. Bir gün, Türkiye'deki babasının vefat haberini alır. Tek üzüntüsü Maria'dan ayrılacağı olması şaşırtmıştı :). O sıralar çok hasta olan Maria'ya Raif bakmaktadır. Maria ona aşık olduğunu