Thomas Merton'ın 1948'de hüzünle belirttiği gibi, "Tüm politikası, insan vücudundaki her siniri heyecanlandırmak ve onu yapay gerilimin en yüksek perdesinde tutmak, her insan arzusunu sınırlarına kadar zorlamak ve fabrikamızın, matbaalarımızın, film stüdyolarımızın ve geri kalan hepsinin ürünleriyle onlara hitap etmek için mümkün olduğunca çok sayıda yeni arzu ve sentetik tutku yaratmak olan bir toplumda yaşıyoruz." Sürekli bu "yapay gerilimin en yüksek perdesinde" yaşamak birçkk insanı tatminsiz, sınırda, endişeli halde bırakır. Onları gerçek ihtiyaçlardan, gerçek duygulardan, gerçek kaygılardan, gerçek hayattan uzaklaştıran bağımlılık yapıcı bir süreç tarafından kıskıvrak yakalanmış halde.
Bana göre, hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte nasıl varolduğumuz ya da olmadığımız. Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayal kırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boğun eğme, biraz başkaldırı ve ardından iyi geceler. Düş gücü ve tutkuları engellenmişler için ise hayat, çocukken oynadığımız oyunların büyüyünce izin verilmeyen oyunsuzluğu. Bence hayat, burada saydıklarımla ve saymadıklarımla, tartışılması gerekmeyecek kadar sıradan ve yalın. İnsanlık tarihi boyunca onu karmaşık bir hale getirme yönünde öyle ustalaşmışız ki bazılarımız bununla ilgili bir şeyler söyleme ihtiyacı duyuyoruz; hayatın kendisinden çok, onu çözülmesi zor bir yumağa nasıl dönüştürdüğümüzü anlatabilme umuduyla. Bunlar benim görüşlerimdi, başkalarının her zaman söyleyecek farklı şeyleri olacak.
Hoşça kalın!