“Bugün hayatta olmasını sağlayan o büyük fedakarlığa dair her hatırayı herkesi, her feryadı, her gözyaşını, kendisine uzanan her eli, hatta o buram buram koku’yu ve insanın kafasında uğuldayan dehşeti bile daima şükranla anmıştı. Ama hayat boyunbazdı işte.”
“Yolun sonundaki ışığı görür, ona doğru yürür ama bir türlü ulaşamazdınız. Ömrünüz, her an karanlığa düşme korkusuyla bu küçük taşlarla bezeli sonsuz yola an an, saat saat, gün gün dökülür, nihayetinde ya ecelin ya celladın elinde tükenerek hiçliğe karışır ya da en fazla tozlu tarih yapraklarında birkaç satıra dönüşürdü. Dünyanın en sahte ışığıydı bu kapının ucundaki. Salt bir hayalden ibaretti.
“Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
saflığımı ve sabrımı aldım tek
kalanları kumsala göm sen de
yaz boyunca
nasılsa her keder eksilir
kendini doldurarak
sardunyalarla konuşarak çoğalttım
aramızdaki ayrılığı
sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
oysa kimse yokmuş dışarda
içim dışıma vuruyor
sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
alnından bir günaydın gibi düşürdüğün sabah,
sağ yanımda unuttuğun keder.”