“Ben ölünce,
hiç değilse
bir fener olsam
kapında dursam
soluk donuk geceyi
aydınlığa boğsam 
Veya limanda
gemilerin uyuduğu zamanda
Gülüşürken kızlar
uyumasam
dar kirli bir kanalda
bir yanınıza göz kırpsam
Daracık bir sokağa
assalar beni 
tenekeden kırmızı bir fener
bir meyhane önünde
dalgın düşüncelerde
tempo tutup düşüncelere
sallansam
Ya da şöyle bir fener
gözleri büyümüş bir çocuğun yaktığı
duyup da korkunca çevresinde yalnızlığı,
dışarda camlarda,
fırtınanın ıslığı,
kâbuslar, görüntüler, cinler.
Evet, hiç değilse
“Artık bazı şeylerden bahsedilmesini istemiyordum. Huzur istiyordum. Kitaplar okumak, müzik dinlemek, sabah sabah dağda ve plajda dolanmak istiyordum. “
“Öykülerinin her biri sanatsal bir mücevher, bazılarıysa -Tlön, Uqbar Orbis Tertius, Döngüsel Yıkıntılar, Teologlar, Alef gibi türün başyapıtlarıdır. Konuların beklenmedik olaylara gebeliğine ve üstü kapalılığına daima titiz bir işlevsellik barındıran kusursuz bir mimari eşlik eder. Kaynakların kullanımındaki tutumluluk saplantı düzeyindedir. Asla ne bir veri ne de bir sözcük fazlalıktır ama okurun zihnini çalıştırmak için bazı içerikleri gizlemesi sıklıkla rastlanan bir durumdur.
Egzotizm vazgeçilmez bir unsurdur. Olaylar aradaki uzaklığın pitoresk bir hava kazandırdığı, uzam ve zaman açısından uzak diyarlarda ya da Buenos Aires’in mitoloji yüklü varoşlarında cereyan eder.@