Meltosa

Puan vermedi·345 syf.··
2023 165. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2023 22:23
YAŞAYAN TEK İSTİKLAL GAZİSİNİN REKLAM DÜNYASI İLE İMTİHANI 1974 doğumlu Murat Menteş’in üçüncü romanı. Diğer kitapları da böyledir muhtemelen; romanı bir tür içinde sınıflandırmaya kalksak, bu tür absürt aksiyon kara mizah olabilirdi. Roman kahramanı Civan Kazanova gibi söyleyecek olursak, absürt aksiyon kara mizah diye bir roman türü olmasaydı, onu Murat Menteş icat ederdi. Murat Menteş medyada reklam metin yazarlığı, dergi ve gazetelerde köşe yazarlığı yapmış olağan dışı hayal gücüne sahip bir yazar. 5 yıl kadar ‘’Ot’’ dergisinin şef editörlüğünü yapmış, 2013’ten beri ‘serbest yazar’ olarak hayatını sürdürüyormuş. Nedir bu absürt aksiyon kara mizah derseniz; içinde olmayacak işlerin birbirini kovaladığı, akla yatan saçmalıklarla olayların bağlandığı, kavga, dövüş ve polisiye ögelerle, son derece komik bir şekilde gelişen olay örgüsü çerçevesinde gerçek olguların hicvedildiği, okuyanın yüzüne adım başı karşılaşılan cesetlere dertlenmeyecek ölçüde gülümseme oturtan roman, diyebilirim yeterince kısa söylemek gerekirse. 100 yaşındaki yaşayan tek İstiklal Gazisi Ruhi Mücerret ve otuzlu yaşlarını süren Beden Eğitimi Öğretmeni Civan Kazanova’nın kendilerini sömüren sistemle mücadelesini bulacaksınız romanda. İçinde büyük ve küçük onlarca esere gönderme olan romanın sayfalarını, bir kitabı neden sevdiğimin çok kez cevabı olan, satır aralarını görebilip, şifreleri çözebildiğim his ve coşkusuyla çevirdim. İlk çeyreğe kadar istiklal gazisinin absürt hikayesini anlamlandırmak zorluğu orantısında komikti. Hikayenin Civan’ın ağzından anlatıldığı kısmında ise alışık olduğumuz mantık silsilesinde olmasa da taşlar yerine oturuyor, olaylar yavaş yavaş birbirine bağlanıp akıl almaz şekilde anlamlanıyor. Keyifle, gülümsemeyle okunabilecek, özellikle de yaz günlerinize keyif katacak
Ruhi MücerretMurat Menteş · Alfa Yayınları · 202018,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
KENZABURO’NUN ŞAHSİYETİNDE TOPLUMUN KİŞİSEL SORUNU
Puan vermedi·232 syf.··
2023 145. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2023 07:51
Japon yazar Kenzaburo Oe geçen Mart ayında hayatını kaybetti. O, tarihte Nobel ödülü kazanan ikinci Japon yazar. ‘’Şiirsel bir güçle, yaşam ve masalın, günümüz insanının içinde bulunduğu çıkmazın rahatsız edici bir resmini oluşturmak için yoğunlaştığı hayali bir dünya oluşturduğu” değerlendirmesi ile 1994’te kendisine Nobel Edebiyat Ödülü verilmiş. ‘’Kişisel Bir Sorun’’ isimli kitabın bir nevi otobiyografi olmasından hareketle, kitap incelemesi açısından yazarın hayatını öğrenmek önem arz ediyor. Kenzaburo bir savaş çocuğu. 1935’de savaşçı sınıfa mensup ve geleneklere sıkı sıkıya bağlı bir taşralı aileye doğdu. İmparatorun savaşı kaybedip teslim olduklarına dair radyo konuşmasını duyana kadar imparatorun tanrı olduğunu sanıyordu. O andan itibaren yaşadığı kayboluş ve yıkım duygusu ile yaşam algısı değişti. Savaşta yenik düşmekle kalmayıp, sonraki yıllar boyunca da bedensel ve zihinsel yıkımı korkunç şekilde süregelen bir millete mensup olup da neşeli romanlar yazmak mümkün olmasa gerek; Kenzaburo’nun eserleri bu yorgunluğu ve dermansızlığı fena halde okuyanın iç sıkıntısı haline çeviriyor bir şekilde. Gerçekle yüzleşmekten kaçıp kendisini herhangi bir nesne ve hayalle uyuşturup hiçlik girdabına salıvermesine sebep olan kişisel sorun, bir de bakıyorsunuz ki muazzam ölçüde güçlü ve dirençli bir toplumun, onu öz değerlerinden uzaklaştıran ve olmadığı bir şekle büründüren kocaman bir toplum sorununun ta kendisi haline geliyor. Japon halkının savaş sonrası sürüklendiği varoluşsal boşluk, toplumun tüm değerlerini yeniden şekillendirmek için bir başlangıç noktası olmuş sanırım. Kitabın kahramanı Bird, bebeği engelli doğan 27 yaşında bir öğretmen. Evliliğinden sonra gerçekleşme ihtimali zayıflayan Afrika gezisi hayali, bebeğinin engelli olarak hayata gelmesi ile imkansız hale
Kişisel Bir SorunKenzaburo Oe · Can Yayınları · 20201,128 okunma
Puan vermedi·600 syf.··
2023 138. kitabı
Can Dündar, Mustafa isimli belgeselinde müthiş şahsiyetinin yanında Atatürk’ün bizler gibi etten kemikten bina olmuş zaaflara sahip bir insan evladı olduğunu zihinlere çaldığında, bir kesim tarafından lanetlenmiş, daha ılımlı bir kesimde öfke uyandırmış, ertesinde uzun süre sessizliğe bırakılmıştı. Gerçekten sapan yanları vardır - yoktur, tam hatırlamıyorum, farklı görüşlere de saygı duyuyorum ama bana bu belgeselden kalan; o harika ‘insan’ a olan sevgimin, şefkatle dallanıp budaklanması idi. Nikos Kazancakis (NK) ile Hristiyan dünyası arasında da benzer bir durumda yaşanmış. Bu kitap vesilesiyle NK, Hristiyan inancını (elbette iyi niyetle) çerçeve içine almaya çalışırken temeli olan evrensel sevgiyi ihmal etme eğilimine giren Kilise’nin çarmıh misali hedef tahtasına gerilmiş. Bu dışlama o öldükten sonra devam etmiş; ölü bedeni bile aforoz edildiği Hristiyan aleminin mezarlığına kabul edilmemiş. Girit’in güzel manzaralı tepelerinden birinde özenle korunan bir mezarı var. Üzerinde şöyle yazıyor : ‘’Hiçbir şey beklemiyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.’’ NK kendisini skolastisizme aklamak istercesine, İsa hakkında yazdığı 600 sayfayla yetinmemiş, uzun bir de önsöz koymuş kitabına. Bu kitabı okuyan herkes İsa’yı daha çok sevecek demiş bu önsözde. Yazarken kapıldığı duyguları ve acıyı hissedişini öyle güzel tanımlamış ki, bu ön sözü okuyarak kodlanan okuyucu, aynı hislere kapılmış bulabiliyor kendini. Amacının okurlarında İsa’ya karşı empati uyandırmak olduğunu belirtmiş olsa da, yazdıklarıyla milyonlarca insanın sıkıca bağlı olduğu ikibin yıllık söylemlerin temellerine kuşku tohumları bırakmış. İçeriğe ve Kilise’nin neden bu kadar kızdığına gelelim. Kitaptan çıkan sonuçlar; İsa’nın Tanrı’nın oğlu değil de insan evladı olma ihtimali, zaafları, büyük aşkını
Günaha Son ÇağrıNikos Kazancakis · Can Yayınları · 20181,206 okunma
Puan vermedi·335 syf.··
2023 127. kitabı
Veee Tanrı ölür. Nietzche ve Zerdüşt, hakkında binlerce yazı ve çok fazla eser üretilmiş bir yazar ve eseri. Her yorumcu kendisine uyan bir kısmını almış ve kendisine göre evirmiş. Mesela Naziler sapkınca yanlış anladıkları “übermenschen” kavramını almış, ölü Tanrıyı kitapta bırakmışlar. Olsa olsa bu havalı kelimenin cazibesine kapılıp kitabın tamamını okumamışlardır. Bu kitabı ilk kez okumakla, kendi yorumumu çıkarabilmek için bir temel oluşturmuş olabildim ancak. Daha fazla anlamaya gayret etmek niyetinde değilim şimdilik. Biraz keyiflendirecek neşeli şeyleri okumak daha çekici geliyor bugünlerde. İlk solukta şunu söylemeye yeltenebilirim: “Çözümlenebilecek değil ama herkesin kendisine göre yorumlayabileceği bir yapıt”
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
Puan vermedi·544 syf.··
2023 15. kitabı
Gabriel Garcia Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık kitabında Güney Amerika’da tipik ama uydurma bir ülkenin komikçe şekillenmesini nasıl tarafsız okuduysam, ciddi devlet kurumlarının basit meydana geliş ve işleyişlerine müstehzi şekilde gülümsediysem, yaşadığım coğrafyanın gerçek tarihinden esinlenmiş uydurma bir adada, yöneticilerin tesadüfen devletin idaresine gelmelerine, en kahraman hikayelerin aslında sonradan yazıldığına, toplulukları bir arada tutmak için bir millet kavramı oluşturulduğunun mizahi bir tezahürüne de aynı hoşgörü ile gülümseyebilirim telkiniyle okudum Veba Geceleri’ni. Orhan Pamuk roman boyunca hüzünlendirdi daha çok tebessüm ettirdi ve bu esnada düşündürdü. Romanı okumaya devam ederken izlediğim bir tanıtım söyleşisi ise Orhan Pamuk’u zihnimde bambaşka konumlandırmama sebep oldu. Yaşadığı ülke ile ilgili kaygıları konusunda cesur sözlerini, romanları kanalı ile pek çok kişiye ulaşıyor olmanın sorumluluğunun yüksek bilinciyle sarfettiği izlenimini uyandırdı. Korkuyla susmak normalleşmesin dedi, biz yazarlar normalin bu olmadığını hatırlatmalıyız dedi. Bu sözlerin acı gerçekliği, “sözleri yüzünden bir yaptırıma maruz kalır mı acep” düşüncem ile güçlendi. Romana döneyim; asıl konu gibi görünen veba ve karantina anektotları, bizim de maruz kaldığımız salgın ortamı ile özdeşleştirebileceğimiz ve birazcık havalarda gezinen bir takım taşları tam da yerine oturtacak ipuçları sunuyor okura. Veba Geceleri’nin Orhan Pamuk’un diğer kitaplarına göre şaşırtıcı derecede akıcı olduğunu söylemeliyim. Çok fazla çeşitte ama rahatça takip edilebilen olaylar meydana geliyor. Ancak yine de her Orhan Pamuk kitabında girdabına kapıldığım o sonsuz durağan anlardan yaşamadım da diyemem. Olay örgüsünü spoiler vermemeye çalışarak şöyle özetleyeyim: 1901 yılında, gerçekte var
Veba GeceleriOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20218,7bin okunma