Nevruz boyunca her yerde Haft Sin denilen bir sofra kuruluyordu. Yalnız bu sofra yemek yenilmesi için değil de, gelenek olarak ya evin ya da mağazanın bir köşesinde duruyordu. Haft Sin sofrasında Farsçada S harfiyle başlayan yedi nimet bulunuyordu. Son zamanlarda bunlara ek olarak ayna ve kırmızı Japon akvaryum balığı da eklenmişti.
Ders kitaplarını merak edip şöyle bir karıştırınca imreniyorum onlara. Bakın Komrat'taki bu küçük öğrenciler tarih kitaplarında neler öğreniyorlar. "Dedelerimiz Gagauzlar Aral Gölü kıyısından yola çıkmışlar, Gökoğuzlar kuzeyde Akoğuzlar güneyden yürümüşler, Gökoğuzlar Hristiyan, Akoğuzlar Müslüman olmuşlar, köklerini hiç unutmamışlar...
Gagauzlar uzun yıllar farklı yönetimler altında dillerini unutmaya başlamışlardı. Oralarda dolaşırken bazı bölgelerde dilin capcanlı ayakta olduğunu fark ettiğimizde şaşırmıştık. Bunun sebebini sonra anlayacaktık. Türkiye'nin dışında kalmış olan Türk boylarına Atatürk'ün gösterdiği ilgi Gagauzlara da ulaşmış, Mustafa Kemal 1930'larda, Kürt isyanları gibi türlü dertle boğuşurken bile buraları ihmal etmemiş, buraya Türkiye'den öğretmenler göndermişti. İşte dilini korumuş olanlar, bu öğretmenlerin görev yaptığı köylerde yaşayanlardı. 1930'larda yaklaşık 10 yıl boyunca o bölgeye trenlerle Türkçe okuma kitapları taşınmıştı. Türk öğretmenler oralarda yaşamış, evlenmiş ve ölmüşlerdi. Gagauzlar o yıllarda Çadır'a, Vulkaneşti'ye, Tomay'a gelip öğretmenlik yapan ilkokul öğretmenlerine "Kemal'in üretmenleri" demişlerdi.