İnsan yorgunluğunu oturunca anlarmış. Benim de sonradan ortaya çıktı. Ne kadar dinlensem, yaşayışıma özen göstersem, o kadar bitkinleşiyorum. Göründüğü kadar rahat değilim albayım. Fakat kimseye dinletemiyorum. Beni ciddiye almıyorlar.
Fakat Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişkili duyguların altında eziliyor.
Halbuki Mümtaz, insanlardan kaçıyordu. Onların anlamamazlığından haraptı. Onlar meselesiz yaşıyorlardı. Yahut da… “ Yahut da ben çok bîçareyim…” diye düşündü. Ne yapmalı? Nereye gitmeli?…
Gecikmiş şeyler… Herkes bir düşünceyi böyle dönülmez yere taşıyabilir ve orada azdırabilir. Fakat niçin yapmalı? Zorla kendimize baş dönmesi yaratmaktan bir şey çıkmaz ki.