Meryem

Meryem
@Merimk
Sineklerin Tanrısı: O Masum Çocuklar ve İçimizdeki Canavar
Puan vermedi·262 syf.··
2025 7. kitabı
"Sineklerin Tanrısı"... Bu kitaptan gerçekten çok şey öğrendim. Oradaki her çocuk, aslında bir duyguyu temsil ediyordu sanki: Biri gücü, hırsı; diğeri masumiyeti, saflığı; bazıları da sadece birilerine tabi olmayı... Başta, bir adada mahsur kalan çocuklardan ne zarar gelir ki, diye düşünüyorsun. Ama kitap ilerledikçe anlıyorsun ki, onlar çocuk da olsa, insani duygulara sahipler ve korku, öfke gibi duygulara kolayca yeniliyorlar. Gözlüklü, ürkek Piggy'yi hatırlıyorum. Korkak olsa da hep doğruyu söyleyen, çözüm odaklı biriydi. Herkes onu küçümse de, o çizgisini korudu. Bir de Jack vardı. Bence Jack, içimizdeki o en tehlikeli duyguları; hırsı, öfkeyi, gücü temsil ediyordu. Başta ikili bir yönetim varken, Jack avlandıkça özgüveni arttı ve "Yemek olmasa ölürsünüz, o yüzden lider benim!" demeye başladı. İnsanlar da temel ihtiyaçlar yüzünden ona katıldı. Grup ayrıldıktan sonra felaketler yaşandı, hatta biri öldü. Zaten adaya önce "canavar var" korkusu salınmıştı. Ama zaman geçtikçe gördük ki, asıl canavar, bizzat insanmış. Ve bu canavar daha fazla kurban istedi... Ralph ise ne tam iyi ne tam kötüydü. O da yanlışlar yaptı ama doğruyu da yapmaya çalıştı. Tamamen insanîydi. Bu kitap bana hayatın o en acı gerçeklerini en çıplak haliyle gösterdi. Aslında o çocukların hepsi, şu an içimizde yaşıyor. Bazımız Jack'iz, bazımız Ralph, bazımız kurban olanlar... Hepimiz birer sineğiz ve içimizde vızıldayıp duran bir "sinek tanrısı" var. Bazılarımız korkularına yenilip doğruyu görmezden geliyor, bazılarımız kibirle insanları ezip geçiyor. Bu kitapta insan duygusunun ne kadar tehlikeli olduğunu, en masum görünen çocukta bile bu ilkel güdünün ne kadar güçlü olduğunu anladım. Sonunda hepimiz insanız, ve bu tehlikeli bir şey.
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi
İnsanlığımı Yitirirken: Sorumluluğun Aynasında Bir Hesaplaşma Osamu Dazai'nin "İnsanlığımı Yitirirken" adlı eseri, adıyla uyumlu bir derinlik sunmaktadır. Kitaba başlarken, ana karakterin zorlu yaşam koşulları yüzünden yitip gideceğini varsaymıştım; ancak yanıldım. Eserin adı doğru bir şekilde sınıflandırılmıştır, zira bu kitap, hayatın zorlamasından ziyade, kişinin bizzat kendisinin insanlığını nasıl yitirdiğinin öyküsüdür. Bu hikâyenin ana karakteri, karşılaştığı olaylarda sorumluluğu ailesine ya da başkalarına atarak rahat bir vicdanla hayatları mahveden birinin portresini çizer. Başkalarının ona tanıdığı imkânlardan ve izinlerden yakınırken, kendi isteklerini bile düşünme fırsatı bulamamıştır. Sonunda karakter için tek hissettiğim duygu acımadır. Oysa başka yeteneklere sahipti; bir kez olsun sorumluluk alsaydı, başkalarını suçlamak yerine durumu kabul etseydi, her şey tamamen farklı olabilirdi. Bu okuma, beni kendime yöneltti. Başkalarını suçlayarak kendi hayatımdan ne kadar kaçtığımı, kendime acıyarak makul bir mağdur rolüne sığınarak neler kaybettiğimi düşündüm. Eksiklerimi, ihtiyaçlarımı ve potansiyelimi tamamen unutmuştum. Hayatta ne olursa olsun, yaşamım benim sorumluluğumdadır. İyi ya da kötü fark etmeksizin, sorumluluk alıp önümüze bakmalıyız. Zira mağdur rolü, adeta gizli bir virüs gibi, bizi mahvedene kadar durmaz; depolarımızda saklanmaya devam eder. Bu kitapta okuyabildiğim temel gerçek budur. hayatı zordu ama hangimizin ki kolay ki düştü ve kalkması gerkiyordu o düştüğü yerde kala kaldı.
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,2bin okunma
Cehennem övgü
"Dünyayı sözcüklerle tutsak ettik. Bu süreçte biz de, kendi sözcüklerimizin tutsağı olduk."
Sayfa 41·Kitabı okudu
Hamlet
Puan vermedi·180 syf.··
2025 9. kitabı
William Shakespeare’in Hamlet adlı eseri, gerçek hayatın trajedisini bir krallık içinde geçen entrikalarla, tiyatral bir şekilde yansıtır. Eserde, saray içindeki güç savaşları, ihanetler ve duygusal çalkantılar, karakterler üzerinden oldukça etkileyici bir biçimde aktarılır. Bu hikâyede özellikle iki kadın karakter dikkat çeker: Hamlet’in annesi Kraliçe Gertrude ve Hamlet’in aşkı Ophelia. Gertrude, eşinin ölümünden kısa süre sonra kardeşiyle evlenerek hem ahlaki hem duygusal açıdan sorgulanan bir figür hâline gelir. Bu durum, onun da aşk veya güç uğruna yanlış tercihler yapabileceğini gösterir. Dönemin kadınlara yüklediği "kusursuzluk" algısı düşünüldüğünde, bu oldukça çarpıcıdır. Kadınların hata yapma hakkı yokmuş gibi davranılan bir çağda, Gertrude’un bu kararı hem toplumsal normlara hem de kadınlık algısına meydan okur. Diğer yanda ise Ophelia vardır. Hamlet’in aşkı olan Ophelia, hem güçlü bir duruşa sahipmiş gibi görünür hem de bir o kadar görmezden gelinen bir karakterdir. Hamlet, aşkına odaklanmış olsaydı, belki de bu hikâyenin sonu bu kadar hüzünlü olmayacaktı. Ophelia'nın aşkı, haykırılmadan içe atılan, yok sayılan bir aşktır. Hamlet’in yaşadıkları elbette kolay değildir; ancak Ophelia’nın hisleri, acıları, ruhsal çöküşü neredeyse hiç görülmez. Onun ölümü trajiktir; ama bir o kadar da sessiz. Herkes onun gidişini bilir, fakat yeterince etkilenmiş gibi görünmez. Ophelia daha kendini bile bulamadan, bastırılmış hisleriyle aramızdan gider. Onun bu görünmez trajedisi beni eserde en çok etkileyen şey oldu. Açıkça söylemek gerekirse, Hamlet’in aile içindeki entrikalarından çok, Ophelia’nın sessiz acısına daha çok üzüldüm. Kadınların hikâyede ne kadar arka planda bırakıldığını, seslerinin ne kadar kısık duyulduğunu gördüm. Bu nedenle esere ister istemez feminist bir
HamletWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202358,5bin okunma
Puan vermedi·279 syf.··
2025 8. kitabı
“Cehenneme Övgü”yü okumamın üzerinden yaklaşık altı ay geçti ama kitap, hâlâ zihnimde ve duygularımda yaşamaya devam ediyor. İçeriğini tam anlamıyla hatırlayamıyor olabilirim; ne net bir olay örgüsü, ne de tek bir hikâye aklımda kaldı. Ama bu kitabı düşündüğümde, bana ne hissettirdiği çok net. Kitap sanki benimle konuşuyordu. Bazı sayfalarda bana yol gösterdi, bazı bölümlerde düşündürdü, zaman zaman ise sadece durup kendime bakmamı sağladı. İçeriğinden çok, bıraktığı hissiyat aklımda kaldı. Ne zaman kitabı hatırlasam, içim iyi hissediyor. Bu yüzden fark ettim ki, ben bu kitabı okumak için okumamışım. Anlamak, hissetmek, sorgulamak için okumuşum. Kitapta en çok aklımda kalan cümlelerden biri şuydu: “Kendi sözlerimize esir olduk.” Bu ifade, kitabın sadece bireyin değil, toplumun da içsel hapishanelerine dokunduğunu gösteriyor. Gündelik hayatta fark etmediğimiz baskıları, kuralları, kalıpları; normal diye kabul ettiğimiz ama aslında özgürlüğümüzü sınırlayan yapıları sorgulatıyor. Okurken sık sık düşündüm: Biz gerçekten özgür müyüz? Yoksa kendi kelimelerimizle, düşüncelerimizle ve alışkanlıklarımızla kendimize bir cehennem mi yarattık? “Cehenneme Övgü”de anlatılan cehennem, dinsel ya da mitolojik bir yer değil; tam tersine, bizim günlük hayatımız. Okullar, hastaneler, iş yerleri, sokaklar, kurallar, kimlikler… Hepsi insanı belirli kalıplara sokuyor ve fark etmeden bizi itaatkâr varlıklara dönüştürüyor. Kitap, bunu bize çarpıcı ama sakin bir dille anlatıyor. Bizi suçlamadan ama kaçamayacağımız şekilde aynayı yüzümüze tutuyor. Sonuç olarak bu kitap bana göre bir öykü, bir kurgu değil. Daha çok bir içsel yolculuk, bir farkındalık metni. Herkesin aynı şekilde anlayacağı bir kitap değil, ama kendini duymak isteyen herkesin içinde bir şeyleri harekete geçirecek bir kitap.
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202512,9bin okunma