Meryem

Meryem
@Merimk
Serenad
Puan vermedi·481 syf.··
2026 4. kitabı
Serenad "Serenad'a başlarken zihnimin bana öğrettiği o klişe senaryoların esiriydim; Maya ve Profesör arasında bir aşk bekledim. Ama kitap ilerledikçe, önyargılarım birer birer yüzüme çarpıldı. Maya’nın davranışlarını, profesörün yatağına uzanması gibi anları hep yanlış yorumlamaya meyilliydim. Sonra fark ettim ki; hayatta bazen sadece o an öyle hissettiğimiz için, hiçbir gizli sebep gütmeden davranırız. Ama dünya, bizim bu 'nedensiz' anlarımıza hep bir 'neden' uydurup bizi yargılıyor. Maya ben değildim, onunla hayatım örtüşmüyordu ama onun bu yargılara göğüs geren duruşu takdire şayandı. Profesörün geçmişteki o devasa aşkı ise tarihe olan ilgimi uyandırdı. Bu kitap bana sadece bir hikaye anlatmadı; bana ne kadar hızlı yargıladığımı ve zihnimin nasıl başkaları tarafından formatlandığını öğretti. Maya’ya ve onun saf niyetine haksızlık ettiğimi anlamak, benim için kitabın sonundan daha sarsıcıydı."
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Böyle söyledi Zerdüşt
Puan vermedi
Bu kitap benim için uzaktan gelen, merak uyandırıcı bir şarkı gibiydi. Dili bir şiir kadar zarif ve etkileyici olduğu için sayfalar arasında hep bir melodi duydum. Zerdüşt’ün aydınlanma yolundaki pek çok farkındalığına hak verdim; bende de yeni kapılar açtı. Ama bazı yerlerde durup ona, "O kadar da değil," demekten kendimi alamadım. Zerdüşt, Tanrı’nın insanlara olan merhameti yüzünden öldüğünü söylüyor ve merhameti bir zayıflık gibi görüyor. Buna asla katılmıyorum. Evet, merhamet dışarıdan zayıflık gibi görünebilir ama bence o, içteki en büyük güçtür. Çünkü herkes merhamet gösteremez; bu her yüreğin harcı değildir. Zerdüşt’ün şu fikrine ise bayıldım: "Sana hükmeden düşünceyi sorgula." Bu o kadar haklı bir yerden vuruyor ki... Hepimize belli düşünceler hükmediyor ve acı olan şu; o düşüncelerin çoğu bize ait bile değil. Zerdüşt, yukarıdan sesleniyor ve bu onu fazla egoist, fazla kibirli gösteriyor. Ona şunu söylemek isterdim: "Ey Zerdüşt! Sesini alçalt; bu duyduğumuz senin değil, egonun sesi. Kendini topla ve hükmü eline al. Eğer merhametten yoksun olursan, verdiğin öğütler sesinin gürültüsünde kaybolur. Ayrıca yolun başındaki o arayan, sorgulayan Zerdüşt’e de haksızlık etme; unutma ki şu an zirvedeysen onun sayesinde buradasın." Zerdüşt'ün yolu benim yolumu aydınlattı ama ben o yolda kendi merhametimi ve insanlığımı yanıma alarak yürümeyi tercih ediyorum.
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
Gömülü Şamdan:
Puan vermedi·110 syf.··
2025 45. kitabı
Gömülü Şamdan: Bu kitap, görünürde kutsal bir emanetin (yedi kollu şamdanın) peşinde geçen destansı bir yolculuğu anlatsa da, benim için aslında "seçilmiş bir ömrün trajedisini" anlatıyor. Küçük bir çocukken o şamdana dokunduğu için hayatı mühürlenen Benjamin’in hikayesi Benjamin, daha çocukken bu yol için "seçildi". Kimse ona "Sen ne istiyorsun, senin inancın ne?" diye sormadı. Zihninde din ve tanrı hakkında binbir soru olan bir çocuğun omuzlarına, koskoca bir halkın kutsalını taşıma yükü bindirildi. Bir insana, kendi doğrularını sorgulama hakkı vermeden onu bir "göreve" hapsetmek, aslında o insanın ruhuna yapılmış bir haksızlıktır. Benjamin yaşlanmasına, ömrünü bu yola sermesine rağmen var gücüyle o kutsal şamdanı geri almaya çalıştı. Ama en acı olanı şuydu: Uğruna her şeyini feda ettiği insanlar, zamanı geldiğinde ona yüz çevirdiler. İnsanlığın nankörlüğü burada çok net bir şekilde ön planda. Bir yanda bir nesneye (şamdan) verilen aşırı değer, diğer yanda o nesne için hayatını çürüten bir insanın (Benjamin) hor görülmesi... Kitabın sonunda benim vardığım en net nokta şu oldu: Evet, hepimizin inandığı kutsallar, değerler ve semboller var. Ama hiçbir metal, hiçbir nesne, bir insanın yaşamından ve özgür iradesinden daha kıymetli olamaz. Şamdanın ışığı sönse de, gömülse de yeniden bulunabilir; ama harcanan bir ömür geri gelmez. Şamdandan önce, o şamdanı taşıyan "insan" kutsaldır.
Gömülü ŞamdanStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202217,9bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2025 37. kitabı
Edgar Cayce Akademisi: Beth Revis’in bu romanı benim için sadece bir kitap değil, bizzat içine düşüp sarsıldığım bir deneyimdi. Fantastik bir hikaye okuyacağımı, zamanda yolculuk yapan özel bir çocuğun maceralarına eşlik edeceğimi sanarak başladım. Ama kitabın sonunda öyle bir "duvara çarptım" ki, halen etkisinden çıkamıyorum. Kitabı okurken ana karakter Bo ile o kadar bütünleştim ki, onun zihni benim zihnim oldu. O ne derse sorgusuz kabul ettim. Zamanda yolculuk yaptığına, o akademinin gizemine, her şeye onunla birlikte inandım. Bu yüzden finalde onun aslında bir akıl hastası olduğunu ve akademinin sadece bir sanrıdan ibaret olduğunu öğrendiğimde, sanki en güvendiğim dostum bana yalan söylemiş gibi bir ihanet hissettim. İnandığım tüm duygular bir anda yanıp kül oldu. Bo'nun gözüyle bakarken, onun hayallerine engel olan anne ve babasına çok kızmıştım; "bu nasıl insanlık, neden onu anlamıyorlar?" diye düşünüyordum. Hatta kardeşim haklı bulduğum, onlara öfkelendiğim anlar oldu. Ama finalde anladım ki; kötü dediğim o insanlar, aslında evlatlarının hastalığı karşısında çaresizce çırpınanlarmış. Bu durum bana hayattaki en büyük dersi verdi: Bir olayı kaç kişi yaşıyorsa, o kadar farklı gerçeklik vardır. Biz sadece bir tarafın penceresinden bakınca, diğerinin "cehennemini" göremiyoruz. Bu hikaye, hayallerin hem bir sığınak hem de bir hapishane olabileceğini gösterdi. Sıkıştığımızda, acı çektiğimizde zihnimiz hayallere kaçar; bu bazen o anı atlatmak için gereklidir. Ancak Bo, o hayalin dozunu ayarlayamadı. Hayat dengeden ibarettir; bir şeyi fazla kaçırırsan zehir olur. Bo o zehri içti ve hayal kapısını arkasından kilitledi. Kitap bitmesine rağmen halen kendime soruyorum: "Gerçekten hasta mıydı yoksa özel gücü mü vardı?" Belki de yazar bu belirsizliği bilerek bıraktı. Ama benim
Edgar Casey AkademisiBeth Revis · Olimpos Yayınları · 2017292 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2025 41. kitabı
Bir Delinin Hatıra Defteri: Gogol’un bu eserini okuduğumda zihnimde net bir olay örgüsünden ziyade zifiri bir karmaşa hissi kaldı. Ama şimdi anlıyorum ki; o karmaşa aslında karakterin zihnindeki "şalterin atma" anıymış. 1. İhtiyaca Göre Hayaller Hepimizin zihni sıkıştığı anlarda bizi korumak için hayal dünyasına kaçar. Kimimiz başarılı olmayı, kimimiz sevilmeyi, kimimiz ise intikam almayı hayal ederiz. Bunlar, yaşadığımız ağır olayları atlatabilmemiz için ruhumuzun ihtiyaç duyduğu geçici sığınaklardır. Gerçek hayatın yükünü o an için hafifleten gerekli hayallerdir bunlar. 2. İlaç ile Zehir Arasındaki Çizgi Hayat bir dengeden ibarettir. Hayaller de bu dengenin bir parçasıdır. Eğer hayali dozunda kurarsak bizi iyileştiren bir ilaç olur; ancak dengesini şaşırıp içine çok fazla batarsak, işte o zaman hayal bir zehre dönüşür. 3. Kilitli Kapılar Kitaptaki Poprişçin, bu dengeyi kaybedip o zehri son damlasına kadar içen kişidir. Bizler hayal kurup gerçek dünyaya geri dönebilirken, o dengesini kaybettiği için o hayal kapısını arkasından kilitledi. Geri dönemediği için de o karmaşanın içinde kaybolup gitti.
Bir Delinin Hatıra DefteriNikolay Gogol · Tutku Yayınevi · 201717,3bin okunma