"Bir düşün istersen. Bizler miyiz acaba ömrü hayatımızın mimarları yoksa öyle olduğumuzu mu sanıyoruz boş yere? Sen ne karar verirsen ver, her şey olacağına varır son tahlilde. Önemli olan sual şu: Çocuk da doğursan kitap da yazsan, gidip simit de satsan milyon dolarlık ihalelere de girsen, sen ey Âdemoğlu Havvakızı, sen misin hakikaten yaptıklarının sahibi? Sana mı ait bu ten, bu mal mülk? Senin mi bu vücudun şehri?"
"Evvela sükûnet" diyor Can Derviş Hanım. "Ardından metanet... Bir dirhem de dirayet salık veririm. Enfal Suresi'nde Allah müminleri güzel bir imtihana tabi tutmak için yaptı der. Hiç düşündün mü ne demek 'güzel imtihan?'. Telaşa mahal yok. Unutma ki şu âlemde tüm cevaplar görece. Mutlak olan tek varlık âlemlerin Rabbi. Demek ki bir kul için doğru olan bir çözüm bir başkası için pekâlâ noksan, hatta büsbütün yanlış olabilir. Her şeyin hayırlısını dilemeli Allah'tan."
Kıytırık sebepler yüzünden tartıştıkları için kocasından, gece bebek uyumadı ses oldu diye yandaki komşudan, telefonlarına çıkamadığı için arkadaşlarından, bakkala öteberi almaya yolladığı için kapıcıdan ve sütü yetmediği için memeleri adına bebekten özür diliyor. Elinde ya bir bardak ya bir kâse, devamlı bir şeyler içmekte ya da yemekte. Ama kaç tane loğusa şekeri tüketirse tüketsin, ne kadar ısırgan otu içerse içsin, dolduramıyor memelerini. Vicdan azabı kemiriyor içini. Sütü yetmediği için üzülüyor, üzüldüğü için yetmiyor sütü. Girmiş bir kısırdöngüye, tekerlekte dönen fare, kuyruğunu yutan yılan misali durmadan başa dönüyor. Elinde duygusal bir büyüteç, yatırmış ruh halini bir tablanın üzerine, pür dikkat inceliyor. Saptadığı her kusuru cımbızla, neşterle didik didik ediyor. Bunu yaparken yüreğini de lime lime ettiğini anlayamadan.
Türkiye'deki hâkim söylem asla "yakıştırmıyor" annelere bunalımı. Değil bunalım, tereddütün katresini dahi kondurmuyor. Parlatıla parlatıla, cilalana cilalana doğallığını yitirmiş bir kırmızı elma olmuş annelik. Uzaktan methiyeler düzüyoruz varlığına. Isıramıyoruz korkudan. İçinden kurt çıkar mı acaba?