“Zahit bize ta’n eyleme,
Hak ismi okur dilimiz.
Sakın, efsane söyleme,
Hazrete gider yolumuz.
Erenlerin çoktur yolu,
Cümlesine dedik beli.
Ko desinler bize deli,
Usludan yeğdir delimiz.
Muhyi sana ola himmet,
Âşık isen can ne minnet,
Kisvemizdedir dallımız.”
Güneş yanar, dünya döner,
Bir gün gelir hepsi biter,
Ey sahibi ü hüner,
Bilir misin nedeni kim?
Ne gelen var, ne giden var.
Ne solan var, ne biten var.
Ne gülü var, ne diken var,
Bilir misin sebebi kim?
Her zerre fert yoktur eşi,
Acep bunlar kimin işi,
Ey kendini bilmez kişi,
Bilir misin sebebi kim?
Haktır desen manası ne? Sebep midir?
Bir kelime: Soruyorum sana yine,
Bilir misin sebebi kim?
Beşeriyet bir “ah” etti ve:
– Doğru, doğru! Bana söyleyiniz, acıyınız. Demek ki hayattan nefret ediyorum da zevk alamıyorum, mutluluğun ve rahatlığın kıymeti nedir? Bunu söyleyiniz, dedi.
İşte bu sırada başkan geldi. Sorunu anladı ve orada bulunan üyelere:
– Buyurunuz. Şu dertlinin sorusunun cevabını veriniz, dedi. Orada bulunan üyelerden bazıları şu şekilde cevap verdiler:
Cenab-ı Halil: (Hz. İbrahim)
– Mutluluk; çalışmak, kazanmak ve kazancını kendi gibi olanlar ile paylaşmaktadır.
Cenab-ı Kelim: (Hz. Musa)
– Mutluluk; benliğini Firavunun tutkularından ve hırsından kurtarmaktadır.
Cenab-ı Adem:(Hz. Adem)
– Mutluluk; şeytana uymamak ve Havva’ya kanmamaktır.
Konfüçyüs:
– Bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktadır mutluluk.
Eflatun:
– Her zaman yücelikleri düşünmektedir.
Aristo: