Orta yaşı geçmiş ve yıllarca Türkiye üzerine düşünmüş bir insan olarak rahatça söyleyebilirim ki burası iyi niyetin ödüllendirildiği ve kötü niyetin cezalandırıldığı bir ülke değil. Bunu üstünkörü bir yargı olarak almayın; tarihimize bu açıdan bir göz atın, ne kadar haklı olduğumuz hemen anlayacaksınız.
Türkiye'de insanlar birbirine karşı saldırı ve savunma halindedir. Yüzyıllar boyunca sürüp giden kavgalar ve vahşi bir geleneğe dönüşmüştür artık. Cangılda yaşayanlar ister istemez bir saldırı ve savunma içgüdüsü geliştirirler. Bizde de durum farklı değildir.
Hayatta ya da ayakta kalmak için insanlar birbirine sokulur, gruplaşır, kendi arasında dayanışma kurar ve düşmanlarına saldırırlar. Bu gruplaşmanın adı hemşerilik de olabilir; bir futbol takımı, bir ideoloji, bir tarikat ya da bir parti.
Böyle konuları çoktan aştığı sanılan entelektüel gruplar bile ancak bir çeteleşme içinde kendilerini rahat hissederler.
Türkiye bir çete savaşları ülkesidir. İnsanlar açık konuşmaz; sembollerle imalarla, dedikodularla kendilerini ifade ederler.
Böylece aynı sembollerde, terminolojide ve ima dünyasında buluşan çete mensupları birbirini rahatça tanıyabilirler. Gözünü Böyle bir ülkeye açan insanların çoğu, sinsi bir kabulle ortama uyum göstermeye çalışır ve kendilerine en uygun çeteye kapağı atarak hayatta kalmanın çaresini ararlar.
Birde hayat boyu bu uyumu gösteremeyen, içinde bulunduğu kurumları eleştiren, sözünü sakınmayan, etrafında dönen dolapları anlamayan iyi niyetli insanlar vardır.
Herkesi kendileri gibi bilir ve hayata bir çocuk safiyetiyle tutunmaya çalışırlar. Heyecanları ve hayalleri vardır.
Ama Türkiye'nin sistemi her fırsatta bu insanlara ağzının payını verir. İnsanların çoğu, iyi niyet denilen kavrama sahip olmadıkları için, bir başkasında da bu