Mert

Mert
@MertAli__
Anestezi Teknisyeni
1997
783 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2021 54. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2021 20:09
Sağlıklı ve detaylı incelemesine rastlamadığım için inceleme yazmak zorunda hissettiğim kitaplardan birisi. Kitabın yorumlarına baktığınızda salt pornografik bir roman olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat Bir kadının bedenini tanıma süreci, düşüncelerine etki eden faktörler, seksin anlamı ve tarihi gibi bir çok detay bulunmakta. Ki kitaptaki cinsellik yüzeysel ve sıradan bir anlatımla değil detaylı ve bakış açısı değiştirecek şekilde işlenmiş. Manken olmak için Avrupa hayali kuran fakat gittiği saatler ve çikolatalar ülkesi İsviçre’de seks işçisi olarak hayatına devam eden Brezilyalı Maria’nın hikayesini anlatmış Coelho. Yani bir çok kez karşılaştığımız bir kurgu. Bazı karakterler etkileyiciydi. Hayatta her şeyi olan ama kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, naif, bilgili ve elit ressam Ralf. Hayatta yine her şeyi olan ama sadece seks ve acıdan zevk alan Terence. Ki Maria da cinsel ilişkide bu iki erkeğin arasında kalıyor. Sekste acının mı yoksa duygusallığın mı daha çok haz verdiğini anlamaya çalışıyor. Sadomazoşizm: Çoğu insan için cinsellik birinci plandayken, kimisi için ikinci hatta üçüncü plandadır. Ama insan için cinselliği yalnızca haz-doyum ilişkisinin bir sonucu olarak değerlendirmek güç. Sadece içgüdüleriyle hareket eden hayvanlar değiliz. Günlük hayatta karşılaşılan statü farklılıkları, fiziksel ve ruhsal baskı ve maddi etkenler bilinçaltında şiddete eğilimi artırıyor. Aileden, okuldan veya kendisinden yeterli eğitimi almayan kişiler bu şiddeti; ailesine, çalışanlarına veya arkadaşlarına iade ediyor. Ve zincirleme şiddet birikimi ve olgusuyla karşılaşılıyor. Yeterli eğitimi almış dahi olsa bir çok insanda da bu şiddet cinselliğe yansıyor. Dış dünyaya aktaramadığı şiddeti ve yönetme arzusunu partnerine bir içgüdü olarak yansıtıyor. Eleştirmek için söylemiyorum
On Bir DakikaPaulo Coelho · Can Yayınları · 20046bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2021 65. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2021 20:07
Kitabın karakterine “ön söz” yazdırıp sonra o ön söze katılmadığı noktaları belirten “son ön söz” yazmak mı? Etkileyici bir girişti Unamuno. Yoğun düşünce geçişleri nedeniyle gerçeklik algımı yitirmemi sağlayan kitapları seviyorum. ‘Sis” de onlardan birisi oldu. Kitabın kurgusundan ziyade, üzerinde durulan düşünceler için inceleme yapmak daha iyi olacaktır. Başlıklar halinde ilerleyelim. Tinsel Anarşizm: Kitapta diğer düşüncelere göre pek de yer kaplamayan fakat başlıca değinmek istediğim konu "Tinsel anarşizm". Bu düşünce yazarımız Unamuno’nun kendi tanımıyla, her konu hakkında kendine ait özgür bir fikir sahibi olmaktır. Bu açıdan düşünüldüğünde her bireyin bir tinsel anarşist olması gerektiği düşüncesi oluşabilir. Anarşizm tüm otoriteleri reddeder. Tinsel anarşizm ise, her bireyin otoritesinin kendisi olması gerektiği üzerine kurulmuştur. Özyönetimi olmayan bireylerin toplum içerisinde sin-diril-mesi sonucunda güç istencini tetiklemektedir ve başkasını yönetebilen insanlar güç zehirlenmesine girerek şiddet doğurmaktadır. Özgür bireyler için özgür fikirler olmalıdır. (Toplum bilinci için yazılmış bir kitap değil.) Kadın Psikolojisi: Baş karakterimiz Augusto, kadın psikolojisini anlamak amacıyla, kadınların yaklaşımları hakkında deneylerde bulunuyor. Onları tartmaya ve alacağı kararlarda bu deneylerin sonucuna göre davranmayı düşünüyor. Kadınlarla sorunsuz iletişim kurmak için veya onları anlamak için insan üstü bir çabaya gerek olmadığı düşüncesindeyim. Kadınları çok iyi anlıyorum gibi bir iddia değil bu. Herhangi bir bilinçli “insana”; saygı, empati ve uzlaşıcı bir tavırla yaklaştığınızda sorunsuz iletişim kuruluyor zaten. Bununla birlikte Augusto’nun kadınlarla yaşadığı her problemden sonra annesini düşünmesi, onun dizlerinde olduğunu
Edebiyat
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
16.Yüzyılda komedya, 21.Yüzyılda tragedya
Puan vermedi·125 syf.··
2021 30. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2021 00:29
William Shakespeare ’in henüz 19-20li yaşlarında yazdığı Hırçın Kız ; bir kadının aksi, itirazcı, hırçın yapısından sıyrılarak “uysallaştırılmasını” konu eden bir eser. Komedya olarak yazılmış olan esere, yazıldığı dönemde izleyen erkeklerin gülerek izlediklerine hiç şüphe yok. Fakat şu an özellikle de bazı bölümleri gülerek okuyabilmek pek mümkün değil. Okuduğum 25. Shakespeare oyunuydu ve neredeyse tüm oyunlarda olduğu gibi yine kılık değiştirmeler, yine aşk ve yine türlü bilmeceler olmasına karşın bu oyunu diğer tüm oyunlardan farklı kılan özelliği bulunmakta. 16. Yüzyılda kadınlara verilmeyen önemin boyutunu çok net bir şekilde görebiliyoruz. O dönem kadınların sahneye çıkması dahi yasak olduğu için kadın rollerini de erkeklerin oynadığı bilinmekte. Bununla birlikte Hırçın kızımız olan Katharina karakterinin uysallaştırılması için yapılan türlü işkencelere gülünebiliyor olması ve o dönemde komedya olarak ele alınması insanlık tarihinin utanç verici geçmişini bir kez daha hatırlatıyor. Şu anda da yaşanan ve geçmişin bugüne taşıdığı birçok sorun maalesef devam etmekte. Fakat o dönemlere dönüp baktığımızda en azından insan haklarının evrensel bir değere taşınmış olması bir nebze olsun sevindirici. Shakespeare bu komedyada oyun içinde oyun tekniğini kullanmış. Bir olay süregelirken olayı yaşayan karakterler tiyatro izlemekte oldukları için bir ikinci oyun daha bulunmakta. Birinci oyun ön oyun olarak adlandırılmış ve gayet kısa. Fakat oyunun genelinde karakter sayısının fazla olması okurken zorluk çıkarabiliyor. Ön söz okumayı sever misiniz bilmem fakat sevseniz de sevmeseniz de ön sözü okumadan bu oyunu okumayın derim. Hem kitabın yazılış sürecini, hem yazarın etkilendiği oyunları hem de dönemin şartlarını Özdemir Nutku çok güzel açıklamış. Tavsiye eder keyifli okumalar
Hırçın KızWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20125,8bin okunma
Hangimiz kapıların içinde?
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2021 14. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2021 18:01
Savaşı başlatanlar savaş bittiğinde kapıları kapadı, sıcak koltuğuna kuruldu. O masum, gencecik insanlar ise kaldı kapıların dışında. Beckmann de onlardan biri, kapıların dışında kalanlardan. Savaştan sağ kurtulan, istemediği bir ölümden dönen insan için hayat güzeldir, içi umutla doludur. Cesetlerle dolu uçsuz bucaksız tarlalar gören bir insan için, savaşın bitmesi; yeni bir hayat, yeni tatlar, yeni manzaralar, yeni zevkler demektir. Ama savaşın etkisi sadece savaş meydanında mı kalır? Kalmaz... Savaşın etkisi her sokağa, her çocuğun gülüşüne, her annenin umutla bekleyen gözlerine yapışıp kalır. Kitabın başkarakteri Beckmann de etkileri savaştan döndüğünde fark edecektir. İnsanlara karşı umudu kalmayan çoğu insan gibi Beckmann de; o herkesin merhametli gördüğü, acıyacağına inandığı tanrıya sığınır. Ama ona yeryüzünde insanlar kulaklarını nasıl tıkadıysa tanrı da gökyüzünde kulaklarını tıkar, kapıları kapatır. Umutla açmaya çalıştığı tüm kapılar birer birer yüzüne kapanan her insan gibi beckmann de artık sürekli intiharı düşlemektedir. Ama ona engel olan, onu hayatta tutmaya çalışan birisi vardır: ”Öteki”. Hani şu hepimizin içinde olan, her şeye itiraz eden öteki. Öteki onu hep durdurur, intihar bile etmesine izin verilmez. “İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmamasıdır.” diyor Cesare Pavese. Bir türlü ölemeyen Beckmann, kendi iç çatışmalarıyla başbaşa kalır. Savaşın, sadece savaş meydanında bitmediğini; insanın, insanların hayatını ne kadar derinden sarstığını anlatan muazzam bir eserdi. Yazar 70 sayfada Beckmann karakterini o kadar derinleştirmiş ki, tiyatro metni değil sanki roman okur gibi okudum. Bir sanat filmi izler gibi izledim adeta. Tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim..
Edebiyat
Kapıların DışındaWolfgang Borchert · De Yayınevi · 19627,9bin okunma
Her şeyin bedeli var, güzelliğinin de. Bir gün gelir ödenir, öde Dorian.
10/10
·280 syf.··
2021 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2021 23:15
“Kendi duygularımın elinde oyuncak olmak istemiyorum. Duygularımı ben kullanmak istiyorum.” diyor Dorian. İnsanın kendi duygularını yönetebilme safhasına geçebilmesi için, birilerinin veya bir şeylerin ona yardımcı olması gerekir. Kimisine okuduğu kitaplardaki karakterler yardım eder, kimisine yaşadığı hayatın tecrübeleri, kimisine de Dorian’da olduğu gibi Lord Henry gibi bir öğretici. “Eğitici” demek yerine “öğretici” diyorum. Çünkü insanın öğrendikleri, hayatını olumsuz yönlendirmesine yol açabilse de; Eğitim, insanın hayatına olumlu yönde etki yapar. Dorian’da bu olumlu etkiyi göremiyoruz. Etkileyici derecede yakışıklı olan Dorian Gray, Lord Henry ile; portresini çizen dostu Basil sayesinde tanışır. Lord Henry, gerçekleri söyleyip Dorian’ın bakmasını değil görmesini sağlayan bir dahi mi; yoksa toplumun tüm ilkelerini reddeden bir yaşam tarzı olduğu için, Dorian’ı da duygularından arındırıp makineleşmeye götüren bir iblis mi, karar verebilmiş değilim. Belki ikisi de değil, belki her ikisi de... Lord Henry Dorian’la tanıştıkları ilk andan itibaren zehrini Dorian’ın ruhuna yaydı. Dış görünüşün öneminden, şekilciliğin insanlar arasında ne kadar moda olduğundan, güzellik gittikten sonra hiçbir şeyin önemi olmadığından bahsetti. Eleştirel bir söylemle sarf edilmiş olsa, insanlara bakış açısını kolaylaştıracak olan bu sözler; Dorian’da yaşam mottosu haline dönüşünce, Dorian da duygularından arınıp şekilci birisi olmaya başlıyor ve Basil portreyi çizdiğinde: “Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” diyor. Ve istediği oluyor. Ruhunu satması karşılığında resim yaşlanıyor
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,3bin okunma