Fransa yenilgiye uğratılmıştı, Paris aç kalmıştı; ama Paris halkının şanlı geçmişi sayesinde kazandığı saygınlık nedeniyle, hiçbir galip ondan silahsızlanmasını beklemeye cüret edemiyor, hiçbiri evlerine girme ve o kadar çok sayıda devrimin mücadele alanları olan bu caddeleri bir zafer yürüyüşüyle kirletme cesaretini bulamıyordu. Sanki çiçeği burnunda Alman imparatoru (I. Wilhelm), tıpkı geçmişte ağabeyinin Berlin’in ölmüş Mart savaşçıları karşısında yaptığı gibi, Paris’in yaşayan devrimcileri karşısında şapka çıkarıyor ve sanki bütün Alman ordusu arkasında durup silahlarıyla selam veriyordu.
Devrim, hiç kuşkusuz, var olan en otoriter şeydir; nüfusun bir kısmının, kendi iradesini tüfekler, süngüler ve toplar aracılığıyla, yani akla gelebilecek en otoriter araçlarla nüfusun diğer kısmına dayatması eylemidir; ve zafer kazanan taraf, boşuna mücadele etmiş olmak istemiyorsa, bu egemenliği silahlarının gericilerde yarattığı dehşetle uzun vadeli kılmak zorundadır.
Küçük-burjuvaziyi gerici bir sınıf haline getiren en temel ve karakteristik özelliklerinden biri de: bizzat üretim ilişkileri tarafından ayrılmış ve soyutlanmış, belirli bir yere ve belirli bir sömürücüye bağlanmış küçük üreticinin, acısını bazen proleterlerden daha az çekmediği sömürünün ve baskının sınıf karakterini kavrayabilecek durumda olmaması ve burjuva toplumda devletin de ancak bir sınıf devleti olabileceğini kavrayacak durumda olmamasıdır.