Gölbaşı’na doğru çıktım “Kulu” yazıyordu bir tabelada. İsmi güzel ama kim gider? Benzin aldım. Devam ettim. Birkaç saat boyunca sanki Kinyas hâlâ yanımdaymış gibi konuştum arabada. Kendime itiraf etmediğim değil, farkında olduğum ama görmezden geldiğim bir duyguyla boğuşuyordum aslında. Üzüntüyle... Evet, çok üzgündüm. Sürekli maruz kaldığım üzerimdeki melankoli bulutunun yağmuru değildi. Herhangi bir insanın üzüntüsü kadar basit ve acı vericiydi.
Sonsuz yalnızlığım eşsiz bir heykeldi artık. Hatasız bir anıt. Mermer bir başyapıt.
Dünyanın sekizinci harikası!
Sadece ben kalmıştım Kinyas’tan geriye. Sadece Kayra...
Birçok insan için, gidiyorum kelimesinin ifade edebilecekleri, Kinyas’ın anlatmak istediği kadar korkunç bir gerçeklik içermezdi. “Gidiyorum” derken “ölüyorum, gelmeyeceğim” demek istiyordu...