Her şeyi bilmekten çok uzağım. Her şeyi hissetmekse imkânsız. Ama her şeyin farkındayım. Ve bütün dünyayı hatırlıyorum. Bir yerlerden hatırlıyorum. Ne hayattan önce bir ölüm var, ne de ölümümden sonra hayat! Kinyas’tan sonra bir Kinyas yok! Ama Kin de var, Yas da! Onlar hep var. Ta ki bütün şehirler, okyanuslar tepsiden düşüp kırılana kadar...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben, Kinyas dünyaya düşünmeye geldim. Her şeyi hayal etmeye geldim. Çektiğim ve çektirdiğim bütün acılar beni havada tutan balonu şişirmeye yarıyor. Ben hiçbir şey bilmiyor ve hissetmiyorum.
Sadece hayalimde yaşıyorum dünyayı. Canlarını aldığım insanları tanımıyorum. Hatırlamıyorum.
Yeni hayaller kurup unutuyorum ölmeden önce attıkları o fısıltılı çığlığı... Ben uçurumdan aşağı yuvarlanan ve düşerken önüne gelen her şeyin varlığına son veren bir kar parçasıyım. Çığ olup düşüyorum şehirlerin üstüne. Dünya yuvarlak değil! Dünya bir tarafı yukarıda olan oval bir tepsi.
Hepimiz kayıyoruz. Gümüş bir tepsiden düşüp kırılan kristal bardaklarız. Ruhum kayıyor. Ayağım kayıyor. Ama çok küçük yaşlarda kayak öğrenmiş bir çocuk gibi kimseye çarpmadan hayatının slalomlarını atan biri de değilim. Daha çok, kaba bir kızağın üstünde önüne çıkan herkesi deviren huzur bozucu bir kayak pisti katiliyim. Bir de tabiî ne istediğini bilenler var! Ufak yaşlarda, büyükleri geleceğe dair planlarını sorduklarında tereddütsüz yanıtlar veren ve de söylediklerini gerçekleştirenler var. Her şeyi ama her şeyi kontrol etmeye çalışanlar. Doğan güneşe hükmetmeye çalışanlar. Onlar da kişisel başarıları ve bundan kaynaklanan mutluluklarıyla yeterince aşağı kaydıktan sonra télé-ski’lere, télé-siege’lere binip tekrar yukarı çıkıyorlar. Tepsiden kopmamak, tamamen düşmemek için bütün paralarını ve enerjilerini tırmanmaya harcıyorlar. Düşüşlerini geciktirmek tek amaçları. Tepsinin üstünde geçirdikleri her saniye seksten daha fazla zevk veriyor bu homo-economicus’lara. Kavgalar ediyorlar, politikacı, işadamı, bürokrat, doktor, sanatçı oluyorlar.
Meslekleri télé-ski’leri! Aileri télé-siege’leri! Hangisi doğru? Doğru diye bir şey var mı? Dünya bir karambol ve kimseye çarpmadan yürümeye çalışmaktansa kollarımı daha
Kalkıp kendime bir duble votka koydum. Eskiden beni gerçekten sevmiş bir kadının sözleri aklıma geldi:
“Daha çok erken! İçme!”
Ve benim kendisine verdiğim yanıtı düşündüm. Hep aynı yanıt.
“Şu an saat bir yerlerde gece yarısını geçti bile!”
Ve mutfaktakiler aklıma gelince bu cümle biraz değişip yeni bir hal aldı.
“Şu an, bir yerlerde iki insan doğdu bile!”