1940 doğumlu bir yazar olan Oya Baydar’ın 2009 yılında yazdığı bir distopya olan bu kitap beni çok şaşırttı açıkçası. Gelecekte başlayan kitap, büyük bir depremle yıkılan, halkının büyük kısmının öldüğü ve sağ kalan çok az kişinin de döneme dair toplu hafıza kaybı yaşadığı bir toplumun bir üst neslinden bir psikologun bir gün yanlışlıkla bir sapağa girmesiyle beraber karşısına çıkan eski dünyaya ait son kalıntılar, bu dünyaya dair kalmış yazlı tek metin olan bitmemiş bir romanın varlığı ve bir psikolog, bir gazeteci ve bir jeologtan oluşan bir arkadaş grubunun eski dünyaya dair sırları çözme çabası… Yazarın sosyalist kimliği ve siyasi duruşu kitabın her satırına mükemmel şekilde yedirilmişti ve ben kitabı çok severek okudum. Yazıldığı dönemi de düşünürsek Ergenekon olaylarını merkezine aldığı da çok belli. Roman içinde roman tekniğini kullanmasını pek sevdim. Yer yer tekrara düşen anlatımına rağmen üslup da beni tatmin etti. Bununla birlikte yazarın Kedi Mektupları, Sıcak Külleri Kaldı, Erguvan Kapısı gibi kitaplarını okuyanlar için hayal kırıklığı yaratmış. Benim için yazara giriş kitabı olduğundan dolayı pek severek okudum. En kısa zamanda da elimde olan Kedi Mektupları’nı okumaya niyetliyim.
İnsanlar öldüğünde havalanan küçük kuş, yaşarken bedenlerinin neresindedir acaba? Kaşlarının çatında mı, kafasının üstünde mi yoksa kalbinde bir yerlerde mi?