Bu kadar zaman beklemeyi hak etmeyen bir kitap. Geç kalmış gibi hissettim okumak için.
İki ayrı gezegen olan Urras ve Anarres tamamen zıt yapılar. Urras; kapitalist, devletçi bir yaşam alanıdır. Sahiplik, zenginlik, hiyerarşi, bürokrasi, devlet, otorite, yöneten ve yönetilen unsurlarıyla dünyaya benzer. Anarres ise tam tersi anarşist bir toplumdur ve devrimin meyvesi hatta devrimin ta kendisidir. Mülkiyet, sahip, yönetim, kölelik olmayan; kommün yaşamı benimsemiş özgür bir ülkedir.
Fiziksel şartlar açısından da birbirinin zıttıdır. Anarres tozlu bir havaya, çorak, verimsiz topraklara sahip; açlık ve kıtlık geçmişi olan bir ülke. Urras ise zengin, verimli, kaynakları bol bir yer. Fiziksel şartlar yer değiştirse Anarres hiç fena olmaz gibi geliyor değil mi?
Shevek; Anarresli, fizik doktorası olan bir bilim insanıdır ve Eşzamanlılık İlkesi adlı çalışması ve kuramı geliştirmek istemesi sebebiyle Urras’a ziyaretçi olarak gider. İlk bakışta oldukça farklı, merak uyandırıcı, turist gibi dolaştığı ve oldukça saygı gördüğü gezegende giderek dönüştüğünü hisseder. Kendi değerlerini kaybetmeye başladığı ve ‘bir efendiye hizmet etmek’ istemediği için ülkesine dönmek ister. Fikirlerine birinin, birilerinin sahip olma fikri -bir anlamda yine mülkiyetçilik- ve elindekini satma düşüncesi Shevek’in özündeki fikirlerle çarpıştığı için Urras’ta bir karşı çıkışa, ayaklanmaya sebep olarak dönüşünü zor bir hale getiriyor.
Son sözde anlatıldığı gibi hikaye iki farklı gezegende bir gidiş-dönüş yolculuğu olarak anlatılıyor. Hangi gezegenden baktığınıza göre hangisinin ay olduğu değişiyor. “Bir duvar vardı.” cümlesiyle başlayan kitapta, duvarın ne tarafında olduğunuza göre ‘neyin içeride neyin dışarıda’ olduğu değişiyor.
Üzerine birçok araştırma yapılmış, tez hazırlanmış, inceleme yazısı