Aytmatov’da değişik bir tını var. Dram içindesiniz ama merakınız asla kaybolmuyor okurken.
Yolda giden ihtiyar Tanabay ve yaşlı at Gülsarı’nın hikayesi.
Anlatım Tanabay ve Gülsarı’nın tanışmaları, birlikte yaşadıkları, gençlikleri ile başlıyor. Tanabay, yaşlı dostuyla yolda giderken gençliğini, yaşadığı zorlukları, yaşlanmasını hatırlıyor. Bir nevi flashback dediğimiz anlatım mevcut.
Bunu okurken Kırgız hayatını, kültürünü, geleneklerini de öğreniyoruz. Dönemin rejiminde bir çoban olarak yaşamsal sorunları, yönetimsel problemleri de ele almış Aytmatov. Tanabay’ın asi yapısı, komünist rejimdeki yeriyle uyuşmakla beraber hayatını partisine adamış biri olarak sonunda halk düşmanı ilan ediliyor. Bu süreçte Tanabay’ın haksız olduğu bir tek bölüm yok benim bakış açıma göre.
Gülsarı, Tanabay’ın merhametini yansıtan bir değer. Atıyla geçirdiği zamanlar ve ona gösterdiği ilgi bir evlada verilen kıymet gibi. Tanabay’ın yumuşak yanını yansıtıyor.
Başlığında elveda sözcüğü geçen bir romanın sonunun verdiği hissi de tahmin edersiniz. Herkesin kendine pay çıkaracağı bir yer mutlaka olacaktır kitapta.
Kazuo’dan bir bilimkurgu kitabı okudum ki bir yerlerde görmesem bilimkurgu olduğu aklıma gelmez.
Zaman, çocukların mağazalardan, güneş ile beslenen Yapay Arkadaş robotları aldıkları bir teknoloji çağı. Klara da bu arkadaşlardan ve Josie isimli bir kız tarafından seçiliyor.
Aralarındaki ilişkiyi, evdeki duruma adaptasyonunu ve gözlem gücü ile Klara’nın öğrenmesini okuyoruz. Bu arada asla bilimkurgunun teknik etimolojisine boğulmamış bir okuma yapıyoruz. Öyle ki okurken Klara’nın yapay olduğunu unutuyorsunuz ve her şeyin normal devam ettiği bir hayatı okuyorsunuz.
Bana göre kitap zamanın gelişimiyle yapay zekanın hayattaki yerine değinmiş ama asıl amaç bu değil. Yine bir yaşamdaki umut hikayesini okumuşum gibi.
Dil açısından mükemmel, Lale Akalın çevirisi, akıcılık da gayet iyi. İkinci Ishiguro kitabım ve devamını da getirmek isterim.