Bener’in hikayeleri her tadı alabileceğiniz türden. Günlük hayatın karmaşıklığını, depresifliğini, gelişigüzelliğini okuyabilirsiniz. Tamamen kendi iç sesine kulak vererek ve kendi kendine konuşuyormuş gibi yazdığı, kısmen bilinçakışı tekniği kullanılmış öyküleri de var.
Okurken her hikayeden sonra hissettiğim şey aynıydı: “Ben az önce ne okudum, ne yaşadım?” Her bir hikayesi ayrı tat.
Yoksul düşmüş tüccar Goriot’un zaman zaman içinizi şişirecek hikayesi. Kızlarına olan abartılı sevgisini, paranın insanlar üzerindeki etkisini, kitabın notuyla bu ‘burjuva cehennemi’nde bahsi geçen herkesin hikayesini anlatıyor.
Paris’in sosyete halkının yaşamından da bahseden kitap, parayla birlikte gelen ahlaksızlığı, vurdumduymazlığı ve kaybolan aile ilişkilerini de bana kalırsa alaycı bir şekilde dile getirmiş.
Vautrin karakterinin birkaç sayfa boyunca hayata dair yaptığı sinirli ama çoğu doğru çözümlemeler, kitaptaki okuması en zevkli bölümlerdendi.