Hiç kimse üstlendiği her işin altından kalkamaz. Bu anlamda hepimiz başarısızlığa mahkumuz. Önemli olan yaşam çabamızı düzenleme ve sürdürme konusunda başarısızlığa uğramamaktır. Bu durumda bizi yanlış yola sevk eden kibirdir. Kibir bizi, zarara uğramadan içinden sıyrılmamız gereken durumlara sürükler; oysa gurur, yaşam çabasını sürdürme gücünün marifetiyle olduğu kadar ne için çaba sarf edeceğimizi seçerken temkinli olmaya zorladığı ölçüde bizi koruyup kollar.
Kitabın yeni basılması ve dolayısıyla okumakta olanların çok olduğu düşüncesiyle yazıda spoiler yoktur.
Öncelikle Orhan Pamuk’un en kolay okuduğum eseri diyebilirim. Müthiş bir tarihi kurgu roman ve değişik bir anlatım üslubu kullanılmış. Tarih anekdotları, geçmiş-gelecek bağlantıları öyle ustaca işlenmiş ki bazen mekanların, bazı kişilerin kurgu olduğunu kendime hatırlatmam gerekti.
Kitabın arka yazısından da anlaşılacağı gibi kitapta; 1901 yılında Osmanlı’nın bir vilayeti olan Minger Adası’ndaki veba salgınına müdahale için gönderilen sağlık başmüfettişi ve doktorun çabaları anlatılıyor. Bu arada gerçek olmadığına üzüleceğimiz bir adanın gelenekleri, tarihi, siyasal değişim ve dönüşümleri, halktan bazı kişilerin hayatları ve bu hayatların hangi yöne, nasıl evrildiği anlatılıyor.
Orhan Pamuk’un kendisinin de söylediği gibi günümüz pandemi salgınından izler taşıyan anlatımlar mevcut. Şu an yaşadığımız pandemi sorunları, insanların tepkisi, halkın dikkati ya da sorumsuzluğu, hükümetin pandemiyi yönetmedeki doğruları ya da yanlışları, karantina yaşamı vs. gibi genel konular romandaki vilayette de gözlenebiliyor. Çok doğru zamanda okunacak bir kitap. Orhan Pamuk kalemiyle de keyifli bir serüvene dönüşmüş.