Çalıkuşu...
İçimde bir çok hüzünleri, bir çok gariplikleri bana baştan sona hatırlatan ve yaşatan bir roman. Sanki bir gizli pençe içimi kazıyor, kazıyor... Ne varsa geçmişe dönük alıyor yüzüme çarpıyor. Geçiyor karşıma acılardan vuku bulmuş bir vücut, gözlerime bakıyor gözlerime. İçime, içimin de içine... Yûnus ne demişti: "Bir ben vardır bende benden içerû". İçimin karmakarışık sokaklarında kayboluyorum. Madem düştük, atalım şu maskeyi, tutmayalım artık omuzlarımızı dik ne farkeder. Çıksın içimizdeki gerçek biz. İnsan ân geliyor diyorki; âmâ olsaydım da görmeseydim şu dünyanın aldatan süsünü. Her kalpte bir mezarlık vardır diye işitmiştim evvelce. Yürek dayanmıyor dostum dayanmıyor. Çiçekler açıyor inadına mezarlıklarda, diktiğimiz güller bülbüllerle eğleşiyor. Uzuyor kavaklar, çamlar büyüyor. Yürek dayanmıyor... İçimde sanki bir deli kısrak beslerim. Ne zaman kalb-i hüzün gelse huysuzlanır. Ne vakit dalsam uzaklara dönemesem, şahlanır durur derînimde. Hatırlamak bazen ne kötü şey Yarabbi! Sade o mu? Sevmek, bağlanmak, inanmak da öyle. Baştan eksik ruhlarız biz. Elimizden en mühim duyguyu aldılar. Sevmek ve sevilmek duygusunu. Şefkat ve merhamet bizi hüzne gark eder. Bir tatlı söz bize özlemlerimizi hatırlatır. Merhamet diyorum merhamet, bizi yaralar. Yaralarımızı kanatır.Bir söz işitmiştim evvelce: "Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet!" diyordu. Biz merhameti zâlim biliriz. O bize dokunur dokunmaz irkiliriz. Ne demişti Çalıkuşu; hasta bir ruha zorluklar, güçlükler iyi gelir. Biz ta en başından eksik, hasta ruhlarız..
Sanki bin yıl yaşasam şu dünyada, alışamayacağım. Ne güzel söylemiş şair "Şeyhim kâinata alışamadım..." diyerek.
Şimdilerde kanadım kırık. Kısrağım perişan oldu.Mezarlık günden güne kalabalıklaşıyor. Günden güne kayboluyorum sanki. Nerden geldim
"Büyük Doğu"nun kucakladığı ve bütünleştirdiği Şark, vatan sınırları dışında herhangi bir ırk ve coğrafya planı değildir. Biz"Büyük Doğu"yu, öz vatanımızdan başlayarak güneşin doğduğu istikâmeti kurcalayan bir madde ve kemmiyet zemininde aramıyoruz. Biz "Büyük Doğu"yu, vatanımızın bugünkü ve yarınki sınırlariyle çevrili bir ruh ve keyfiyet planında arıyoruz. O kendini mekân çerçevesinde değil, zaman çerçevesinde gerçekleştirmeye talip...
Öyleyse "Büyük Doğu", çizmeli ayaklarla dışımızdaki iklimlere kaba ve nefsanî bir yürüyüş olmaktan ziyade, rüzgârdan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ince ve ruhanî bir sefer...