Spiler içerir...
Son zamanlarda kitapçıda rastgele seçtiğim ve daha önce duymadığım bir kitabı okuma isteği buluyorum kendimde. Beğenirsem ne ala, güzel bir kitap keşfetmenin mutluluğunu yaşıyorum, ama ya beğenmezsem, oku okuyabilirsen. Bu kitap onlardan biri işte. İnce bir kitap hemen okurum biter diye düşündüm ama öyle kolay olmadı. Kitabın havasının insanı sardığına inanırım. Bu kitapta da konu olarak ağır bir monotonluk ve durağanlık işlendiği için havasının da beni sarmasının etkisiyle kitabı biraz yavaş okudum.
İçeriğe gelecek olursak, masalsı bir hava hakim. Bir kent düşünün her şey sıradan, durağan; gelişen değişen hiçbir şey yok. Kaos, kavga yok; sakinlik ve uyum var. Öyle ki şehrin yöneticileri bu kent için karar dahi almıyor çünkü karar almayı gerektirecek bir olay yaşanmıyor. Günlerden bir gün doktor Ox ve yardımcısı gelerek şehri aydınlatmak adına bir proje başlatacaklarını söylüyor. Ancak şehrin her bir yanına kurulan aydınlatma sisteminden tüm şehre bol miktarda oksijen veriliyor. Doktor Ox'un asıl amacı bu oksijen miktarının insanlar üzerindeki etkilerini gözlemlemek. Gerçekten de bundan sonra işler tamamen tersine dönüyor. Bu hayali kentin sakin insanları kavgacı, gürültücü, işleri güçleri tartışmak olan bireyler haline geliyor. Kitabın sonunda ise Doktor Ox'un fabrikası bir kaza sonucu patlıyor ve doktorun deneyi burada son buluyor, insanlar ise eski hallerine geri dönüyor. Kısaca olayları bu şekilde özetleyebiliriz.
Kitabın son sayfasında da belirtildiği üzere insana dair bütün nitelik ve özellikler bir oksijen sorununa bağlı olabilir mi? Demem o ki farklı koşullar şartlar elbette ki insanı değiştirir, bambaşka biri haline getirebilir. Bu hayali kentin insanı da normal olarak soluduğumuz oksijenden biraz fazlasını soluduğunda olduklarının tam