Freida McFadden yazarın kalemiyle ilk tanıştığım kitap oldu D Koğuşu...
Kısaca konusuna değinecek olursam kitap, bir psikiyatri kliniğinde geçen gizemli olayları merkezine alıyor. “D Koğuşu” diye isimlendirilen yer en sorunlu ve tehlikeli hastaların kaldığı bir bölüm. Ana karakter Amy burada çalışmaya başlayınca geçmişe dair karanlık sırlar ortaya çıkıyor. Çünkü orada yatan bir hasta Amy' nin geçmiş yaşantısında olan birisi. Bu koğuşta kime güvenileceği belirsiz.
Okurken sürekli şüphe halindesiniz. Karakterlerden birine güvenmeli misiniz? Yoksa dikkatli mi olmalısınız? Sürekli bu ikilem arasında gidip geldim. Kitabı dışarıdan okuyan birinden ziyade kendinizi olayların içinde buluyorsunuz. Sanki o koğuşta geçen olaylara siz de şahitmişsiniz gibi. Sürekli bir sonraki sayfada ne olacak düşüncesiyle ilerlediğinizde bir bakmışsınız kitap bitmiş.
Kesinlikle kalemi güçlü bir yazar ve siz de psikolojik gerilim / gizemli kitapları okumayı seviyorsanız "D Koğuşu" na bir şans vermelisiniz...
Aşırı sürükleyici ve okuyucuyu içine alan bir kitap. Tek oturuşta bitirebilirsiniz.
Bayıla bayıla okuduğum bir kitabın daha sonuna geldim. Ellen Marie Wiseman adlı yazarın daha önce Erik Ağacı romanını okumuştum. Yazarın kalemini çok beğendim. Anlatım tarzı, hikayelerin gerçek olaylara dayanarak kurgulanması çok ilgimi çekmişti.
Kitap 2 farklı dönemi anlatıyor, 1930'lar ve günümüzü. Genç bir kadın olan Clara ve göçmen bir adam olan Bruno Moretti birbirlerini çok severler. Fakat Clara'nın ailesi çok katı geleneklere sahip olan insanlardır ve bu birlikteliği onaylamazlar. Hatta Clara'yı James adında biriyle evlendirmek isterler. Clara'nın bu evliliği istememesi üzerine sırf bundan dolayı ailesi Clara'yı akıl hastanesine kapatır. Oysaki akıl hastanesine kapatılacak bir sağlık sorunu yoktur, sadece sevdiği adamla birlikte olmak ister.
Hikayenin devamında Clara'nın akıl hastanesinde geçirdiği zorlu yıllara tanık oluyorsunuz. Gerçekten bir anne ve baba evlatlarına bu kötülüğü yapabilecek kadar taş kalpli mi olmuşlardı?
Diğer anlatılan dönem ise günümüzde 17 yaşında Izzy adında genç bir kızın travmatik bir geçmişine şahit oluyoruz. Annesi babasını öldürdüğü için akıl hastanesinde yatmaktadır. Peki öldürmesinde ki sebep neydi?
Izzy koruyucu ailesiyle yaşamaktadır. Müze görevlisi olan ailesi eski bir hastane binasının eşyalarını inceler ve Clara'ya ait bir günlük bulurlar. Aslında geçmişle bugün arasında kurulacak olan o bağın ta kendisidir bulunan günlük...
Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Okurken yer yer gözlerimin dolduğu ve sinirlerime hakim olamadığım bir kitaptı benim için...
Evettt... Bir Hüseyin Rahmi Gürpınar kitabını daha bitirmiş oldum. Kitaptan biraz söz edecek olursam ; yazar eserin önsözünde başka eseri olan Mürebbiye' nin sahneye uyarlayışındaki karşılaştığı sonuçlardan şikayet etmiş ve roman olarak okuyun demiştir. Doğal olarak zaten bir roman değil mi diye sormuş olabilirsiniz. Lakin Hazan Bülbülü kitabı tiyatro metinlerinden oluşmaktadır. Yukarıda bahsettiğim olaydan dolayı " Piyese dönüştürülen bedbaht Mürebbiye'min sahneler üzerinde defalarca uğradığı temsil âcizligi ve içine karıştırılan tuluat saçmalıkları beni pek ümitsiz biraktı." ifadelerine yer vermiştir.
Şimdi gelelim güzelim kitabın içeriğine...
Diğer eserlerinde de olduğu gibi, kitabın dili akıcılığı harika. Okurken hiç sıkılmıyorsunuz ve elinizden de bırakmak istemiyorsunuz. Baş karakterlerden Refi Efendi oldukça yaşlı ama yaşına rağmen gençlik heveslerinin peşinden koşan biridir. Daha önce evlenmiş olan Refi Efendi eşi vefat ettikten sonra tekrar evlenmek istemekte fakat genç ve güzel bir hanfendiyle. Bir kılavuz yardımıyla gençken kavuşamadığı kişiye benzeyen annesi ve babası ölmüş dayısıyla ve yengesiyle kalan genç kızın fotoğrafını görür ve evlenmek ister. Şahende isimli genç kızın ise Nuri adında bir sevdiği vardır. Gel görelim olaylar beklenmedik bir şekilde ilerler ve iki genç birbirinden ayrılır. Romanda Şahende ve Nuri' nin birbirlerine olan sevgisi yeteri kadar okuyucuya hissettirilememiş belki de böyle olması romanın gidişatı için daha iyiydi. Ama kitabın ilk sayfaları benim için gayet eğlenceliydi. Özellikle Refi Efendiyle evlenme hayalleri kuran o üç hizmetçinin aralarındaki diyaloglar harikaydı. Refi Efendinin bir kızı ve bir de damadı var. Olaylar zaten onlar İstanbula geldikten sonra daha da farklılaşır.
Genel olarak kitabı çok beğendim. Özellikle
Ellen Marie Wiseman adlı yazarın kalemiyle ilk olarak bu kitapla tanıştım "Erik Ağacı"
Kitabın ilk sayfaları başta çok sıkıcı gelmişti. Olaylar hep aynı yerde bir döngü gibi kendini tekrar etmeye başlamıştı. Fakat kitabı okudukça bir sonraki sayfayı daha merak ederek okudum.
Kitaptan bahsedecek olursak; Nazi Almanyası dönemlerinde geçen savaşın insan üzerindeki etkilerinden bahsetmektedir. Kitap bir yandan toplama kamplarında yaşanan acı gerçekleri soykırımı anlatırken, bir yandan da insanların hayatta kalma mücadelesini anlatır.
Bu savaşın ortasında kalmış bir Alman ve bir Yahudinin arasındaki güçlü bağı görüyoruz. Savaş şartları onlar için ne kadar çetin gözükse de gerçek bambaşka. Tabi kitabın yazılma amacı bunun dışında. İçeriğinde anlatılan olaylar yazarın annesinin yaşadıklarıymış aslında. Aradaki aşk hikayesi, olaya farklı bir hava katmış.
Çok beğenerek ve severek okuduğum bir kitap oldu benim için. Tavsiye ederimmm
İlk okumaya başladığım zamanda ortaokul sıralarındaydım. O zamanlar 3 günde bitirmeye çalıştığım kitabı bugün tek oturuşta bitirdim.. "Vatan Yahut Silistre" Namık Kemal'in vatan sevgisini en içten anlattığı tiyatro eseridir aslında.
Anlatılan aşk hikayesinden ziyade vatan sevgisi, milliyetçilik duyguları daha ön plandadır. Zekiye ve İslam Bey' in aşkı vatan sevgisinin gerisinde kalmıştır.
Konu vatansa gerisinin ne önemi var ki zaten...
Kitabın belli bir yaş aralığı yok. Bence yediden yetmişe herkesin okuması gereken bir kitap.
Vatan uğruna her türlü fedakarlığın yapılabileceğini anlatan milli bilinç çağrısı niteliğinde bir eserdir...