O kadar uzun zamandır arıyorum ki, artık ne aradığımı bile hatırlamıyorum. Vazgeçip dönmeye karar versem, ne yöne gideceğimi bilemem; çünkü nereden başladığımı bile hatırlayamıyorum.
O kadar uzun zamandır bekliyorum ki artık beklemenin kendisine dönüşmüş gibiyim. Beklemek bütün vaktimi alıyor; bütün ömrümü, hayatımı kaplıyor. Kendisinden başka hiçbir şeye yer bırakmayacak şekilde kaplıyor. Artık bekçi gibi, Godot'yu bekler gibi, Mehdi'yi bekler gibi, beklemenin kendisini bekler gibi bekliyorum. Beklemek öyle ağır bir iş ki beni hepten hareketsiz bırakıyor, olduğum yere çiviliyor, elimi kolumu bağlıyor.
Hayatım artık beklemenin kendisi.
"Varlığımdan kaçıp kurtulabileceğim bir yer bulsam hiç ayrılmayacağım oradan."
"Ayrılırsın," dedi. "Oradan da sıkılırsın nasıl olsa kısa zamanda."
Halbuki var böyle bir yer, Feraye bilmiyor. Kendimden uzaklaşmasam da kendimle karşılaştığım bir yer var. Ama Feraye'ye "Sıkılmadığım tek yer senin yanın" demiyorum. Bir tek bu evde yaşadığımı söyleyemiyorum.
Yabani bir kuşum, beni okşamak zordur, kendi kafasına göre yaşayan bir kuşum, canım nereye isterse oraya gidiyor, içimden ne yapmak geliyorsa onu yapıyorum.
Başkalarının varlığından rahatsız olan bir kuşum, beni evcilleştirmek zordur, başkalarından korkan ama "Tüylerin en kadar güzel!" cümlesini duyabilmek için yine de başkalarına ihtiyacı olan bir kuşum, yalnız kalamamaktan korktuğu kadar yalnız kalmaktan da korkan bir kuşum.