İnsanların tarihini yazmak için onları anlamak, tecrübelerini duyumsamak ve yorumlamak (kökten şüpheci olacaksak, "başkalarını anlamanın mümkün olduğu kurmacasına katılmak" diyebiliriz) gerekir.
"İnsan kalbi," der Tanpınar, "başkalarının duygularına ancak kendi tecrübeleri nisbetinde açıktır." İyi hoş, ama insan kendi tecrübelerine yani onlardan bir şeyler ögrenmeye ne kadar açıktır? Kendinin farkında olduğu, kendisi üzerine düşünmeye katlandığı kadar.
Basireti kör olup da bu tabakaların birbirinden farkını göremeyenler, bunlardan sadece asıl ulaşılmak istenen öze göre dış kabuk gibi olan, son seviyeyi (dış temizliği) görebilir; vakitlerini ona harcarlar. Hâlbuki ilk nesil Müslümanlar bütün çabalarını iç temizliğine yoğunlaştırırlardı. Ama şimdi işler değisti; kimileri boş işlere vakit harcamaya temizlik adını veriyor ve bunu dinin temeli olduğunu söylüyorlar; zamanlarının büyük kısmını gelin süsler gibi görünüşlerini süslemeye ayırıyorlar. Hâlbuki iç dünyaları kibir, gurur, bilgisizlik, riya, münafıklık gibi kirler yüzünden harap vaziyettedir. Ama bunu yadırgamazlar, bu durum kendilerini rahatsız etmez. Bu suretle kötünün iyi, iyinin kötü hâline getirildiğini, dinin hakikati ve bilgisi gibi görünen yüzünün de nasıl ters yüz edildiğini görüyor musunuz!
Sayfa 179 - Üçüncü kitap: Temizliğin sırları·Kitabı okuyor
Yine buyururlar ki: " Şu dört şey kimde bulunursa - namaz da kılsa, oruç da tutsa, kendini mümin de sansa- o katıksız bir münafıktır: Konuştuğu vakit yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine emanet bırakıldığında hıyanet eder ve biriyle davalı olduğunda haksızlığa sapar."
Sayfa 173 - İkinci kitap: Akaidin temelleri·Kitabı okuyor