Eseri elime aldığımda herhangi bir ön yargı oluşturmadan okumaya başladım. Ancak sayfalar ilerledikçe, sanki yabancı bir kaynağın Türkçeye çevrilmesinden mütevellit anlam kaybı yaşamış gibi hissettiriyordu. Devamlı devrik cümleler, yanlış noktalama işaretleri ve hatalı yazılarla karşılaştım. Bu hatalar, takmamaya çalışsam da eserin okunabilirliğini ciddi şekilde zorlaştırdı ve bu durum beni oldukça rahatsız etti. Nietzsche'nin tüm eserlerini bitirdiğim için bu kitabın bana faydalı olacağını düşünmüştüm, fakat beklentim karşılanmadı.
Bürokrasinin ikiyüzlülüğünü en çıplak haliyle gözler önüne seren bu kısa eser, Dostoyevski’nin derin insan psikolojisi konusundaki eşsiz yeteneğinin adeta bir tezahürü niteliğinde. Yazar, yalnızca
"Kişinin her gün sabahtan akşama dek kendi iradesi dışın da sadece aynı şeyi yapmak zorunda kalmasından daha dehşet verici bir şey yoktur" (aktaran, Ritzer, 1996, 59).
Ne yeraltı edebiyatı ne de bir tabu meselesi! Bahsi geçen konu, yakın geçmişte gerçek hayatta fazlasıyla karşılık bulmuş durumda. 600 kişiyi geçin, 919 erkekle birlikte olan kişilerin varlığı artık şaşırtıcı değil. Romanın gereğinden fazla abartıldığını gördüğüm için okumaya karar verdim, fakat beklediğim türde hastalıklı fikirler ya da gerçekten rahatsız edici sahnelerle karşılaşmadım. Yasaklanacak kadar aşırı bir içeriğe sahip olduğu iddiasıysa tam anlamıyla mesnetsiz.
Kitabı ve yazarını neredeyse ilahi bir mertebeye taşıyanları da anlayabilmiş değilim. Edebi açıdan değerlendirildiğinde, metin vasatın dahi altında seyrediyor. Elle tutulur, üzerinde uzlaşılmış herhangi bir sanatsal değeri yok. Üslubu ise akıcılıktan yoksun, zorlama ve didaktik olmaktan öteye gidemiyor. Pornografi ve cinsellik üzerine daha önce hiçbir metinle karşılaşmamış, insan bedeninin hazzı artıran sınırlarını deneyimlememiş yahut bu konular üzerine düşünmemiş okurlar için bir tür kutsal metin gibi görünebilir.