Zaman geçiyor ve yaşlanmak, her geçen gün daha çok kelimenin canını acıtması demek. Sana ne anlatmaya kalksam gözlerimde yaşlar birikiyor bu yüzden. Eski fotoğraflarıma bak; eski fotoğraflara, daha cesur zamanlara, canımın daha ıaz yandığı zamanlara. "Bu sen misin?" diye soruyor bazıları Değilim. Anlatması uzun mesele. O ben değilim. Yaşlılık deyip geçiyorum soranlara.
Bir kadın evden gidince, oraya artık ev demek doğru değil. Kadın evden gidince geriye yalnızca duvarlar kalır. Kadı nın ayrıldığı evi ısıtamazsınız. Kadın evden gidince geriye yal nızca üşümek kalır. Kadının terk edip gittiği evi aydınlatmaya lambalar yetmez. Kadın evden gidince geriye yalnızca karanı ık kalır. Kadın gidince yalnızca suskunluk kalır.
Renkleri göz alan bir kuş idin de kurduğum tuzaklara doğru hiç uçmadın. Gönül gemisini bela fırtınaların dolu deryalar saldım da bir kerecik yolculuk yapmadın. Canım şeker isteyip dururken kader yıllar yılı perhiz verdi de sen bir kez tatlılık eylemedin. Gözüm temaşa istedikçe sen kendini gizledin de gönül sıkıntılar çekti, dönüp bakmadın. Güneş senin yüzünü sakladıkça, gençliğim karanlığa battı; gündüzsüz gecelerde takatlarım kesildi, bilmedin.
Hiçbir güç kaynağı ya da fikir kafa tutulamayacak kadar büyük değildir. Büyük teknoloji şirketleri güçlerinin zaptedilemez olduğuna, değişim için savaşmanın nafile olduğuna inanmamızı istiyorlar. Nihayetinde yıkılıp giden diğer güçler kadar kırılgan aslında bu şirketler de.