“Demin bana yüzümün pörsümüş ve tazeliğini yitirmiş olduğunu söyledin. Doğru; ben yıpranmış bir elbise gibiyim, nedeni de ne iklim ne de iş yorgunluğu. Oniki yıldır içimdeki ateşi yakacak hiçbirşey bulamayınca kapalı kaldı, kendi zindanını yaktı ve söndü. Oniki yıl geçti ve artık bu uykudan uyanmak istediğimi bile duymaz oldum.”
Sesler azalıyordu artık içimde. Sazımı nerede yitirdiğimi bile anımsamıyorum. Kim bilir hangi kitap rafında, hangi duvar dibinde, hangi sokakta, hangi sabahçı kahvesinde?