Henüz Gazze katliamının kanının kurumadığı bu yakın tarih; Batı’nın sebep olduğu, desteklediği veya sessizce seyirci kaldığı trajedilerle doludur. İşte bunlardan biri olan ve 1992’de başlayan Bosna katliamı henüz sona ermemişken, 1994 Ruanda katliamına tanıklık eden Yolande Mukagasana; o karanlığın içinden yükselen çıplak ve titrek sesiyle bize sadece bir soykırımı değil, insanlığın kendi özünden nasıl sürgün edildiğini anlatıyor.
"Ölüm Beni İstemiyor", sıradan bir hayatta kalma öyküsü olmanın ötesinde; ölümün bile kabul etmediği bir ruhun, tanık olduğu vahşeti anlatmaya mahkûm edilişinin sarsıcı trajedisidir
Geleneksel arınma anlayışının aksine, Dorian Gray günahlarının sonuçlarını doğrudan yaşamaz; çünkü portresi onun yerine çürür. Bu durum, onu gerçek pişmanlıktan yoksun bırakır ve ahlaki bir kısır döngüye hapseder: Pişmanlık duymadığı için daha fazla günah işler.
Ahlaksızlık, statüden bağımsız, kişisel bir seçimin sonucudur. Dorian kanundan ve toplumdan kaçabilse de, en ağır cezayı kesen kendi vicdanından—
yani portresinden—kaçamaz.
Bu kitap, sadece Çin tarihinin karanlık bir dönemini anlamak için değil, aynı zamanda baskı altındaki insan ruhunun çaresiz direncini ve kabullenilmiş kırılganlığını görmek için de okunması gerekir.
İnsanlık için sloganı ile yola çıkan tüm "izm" ler insana rağmen, insanı ,insan eliyle nasıl köleleştiriyorun hikâyesi diyebilirim
Romanın başkahramanı Muharrir (Yazar), bir kimlik çatışmasının merkezindedir. Bir yanda Batı medeniyetinin temsil ettiği akıl ve modernleşme, diğer yanda Doğu medeniyetinin köklerini oluşturan maneviyat ve gelenek vardır.
Muharrir, bu iki dünya arasında sıkışıp kalır. Batı'nın akılcı dünyasını seçmeye çalışır ancak ruhu, reddettiği Doğu'da kaldığı için içsel bir boşluğa düşer. Bu durum onu idealsiz ("mefküresiz") biri yapar.
Yazar Peyami Safa'ya göre, "en iyi romanlar bile, yazarın ruhunun hayali kahramanlar üzerinden anlatıldığı bir otobiyografidir."
Bu sözün ışığında romanı şöyle okuyabiliriz:
Peyami Safa, Batı'ya özenirken ruhunu unutan Cumhuriyet aydınını eleştirir.
Aynı zamanda bu karakterler üzerinden kendi içsel otobiyografisini de yazar.
Kısacası bu eser, hem bir toplumsal eleştiri hem de yazarın kendi derin psikolojik hesaplaşmasıdır.
"İyi Düşün, Doğru Karar Ver",kesinlikle hazır "doğru kararlar" listesi sunan bir reçete bir hap değil değil. Hayatımızda daha bilinçli seçimler yapmak, kendi zihinsel süreçlerimizi daha iyi anlamak ve sonuç olarak daha tatminkâr bir yaşam sürmek isteyen herkes için kıymetli bir başucu eseri olabilir.
Yer yer karmaşık formüller içeriyor. Üst ve alt başlıklar sıkıcı tekrarlar gibi gelse de, öğretmenin ve öğrenmenin temelinin tekrarlamak olduğunu bize tekrar tekrar hatırlatıyor.
Özellikle iletişim çağı denilen bu ucube çağda toplumsal ve ikili iletişim yerlerde sürünüyorken yararlı olacaktır diye" İletişim Kurmak İçin Mesaj Atıyorum"..