Durumumun
korkunçluğu nedeniyle, bir Siyah Ben ve bir de
Beyaz Ben olmak üzere, bu iki parçaya
ayrılmayı en azından denemek zorundaydım,çevremi saran o korkunç hiçliğin altında ezilmemek için
"Berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi. "Ne gibi?"
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim...
Öyle bir haliniz var ki..."
"Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım... Ama Berlin'de değil...
Bütün dünyada yalnızım... Küçükten beri... "
"Ben de yalnızım... " dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının
içine alarak: "Boğulacak kadar yalnızım... " diye devam etti, "hasta bir köpek kadar yalnız..."
Bir kör bıçak bildim hasreti.Saplandıkca çürüdü tenim. Usandım artık. Yıkayınbeni kendi kanımla vefasızlığın kirinden. Yavaş yavaş ölüyordum hiçbiriniz görmediniz.
Sürekli birseyler kırılır.Bardaklar, tabaklar, verilen sözler, yürekler... Buzu kırabilirsiniz; dalgalarıda; sessizlik bile bir anda paramparça olup dağılır. Zincirler kırılır; bağlılıklar, dostluklar, yeminler...Kısacası yaşamdaki birçok şey kırılgandır.