Bu gelenek [felsefe geleneği] her şeyden önce, İslam medeniyetini, insanlığın kadîm mirasına varis kılmıştır. Felsefe eserlerinin tercümesiyle başlayan bu süreç, Müslümanları miladî onuncu yüzyıldan on yedinci yüzyıla kadar medenî dünyanın düşünen zihni haline getirmiş ve dönemin moderni olma payesini temsil etmesini sağlamıştır.
Bilgelik bu değil ki. Bilge önünü yoklamaya ihtiyaç duymayan, yolun tamamına vakıf olan gibidir daha çok. Bilmediği yolun dahi tümseğini, çukurunu sezebilendir aynı zamanda. Hem yolu yoklamak belirtildiği gibi görmeyenin işidir. Bilge ise görendir.
Bir yandan yaşarken diğer yandan beyinleri, arka planda sürekli çalışan bir uygulama gibi, tam bir performansla yaşadıklarını analiz eden, hayatı yürüyen bir bilinç gibi yaşayan insanlar her zaman dikkatimi çekmiştir. Kafka sözünü ettiğim insanların dili gibi. Diğer tüm kitaplarını, okuduklarım da dahil, tekrar okumak isterim.
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202254bin okunma
Bilinçle kavradığımız ve yaptığımız şeylerin, bireysel gelişimimizle hiçbir ilgisi olmayan gizli kalmış duyusal izlenimlere kıyasla hayatımız üzerindeki etkisi ne kadar az.
Fahreddin Râzî (ö. 606/1210), hem İslam’ın bütün dönemlerinde görülebilecek en derin ve ayrıntılı bir felsefe eleştirisi yapmış hem de İbn Sînâ‘da yetkinleşen haliyle felsefe geleneğinin verileriyle kelam geleneğini yenilemiştir. Râzî bir yandan kelamın gücüyle felsefeyi diğer yandan da felsefenin gücüyle kelamı sorunsallaştırmıştır. Râzî’nin bu çabası kelam ve felsefe geleneğinde “tahkik” denilen yeni bir eleştirel okuma biçiminin gelişme ve yöntemleşmesine sebep olmuştur. Bu bağlamda Râzî’nin kelam ve felsefe okuması, İslam düşünce tarihinde öylesine etkili olmuştur ki ondan sonra Râzî düşüncesini bilmeyen herhangi bir düşünürün kelam ve felsefede uzmanlaşması imkansızlaşmıştır. Rus romanın Gogol’un paltosundan çıkmasını andırır şekilde 13. yüzyıldan itibaren yetişen bütün kelamcı ve filozofların Râzî’nin eserlerinden çıktığını söylemek abartılı değildir.