Freud'a göre, rasyonel wısurlar dayanışma bağlarının yaratılmasında rol oynasalar ve rol oynamak zorunda olsalar bile, ortak bir çalışma zorunluluğu toplumsal bağın kökeninde yer almaz.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir grupta bağların kurulmasını ve sürekliliğini sağlayan şey, her durumda sevgiden başka bir şey değildir, bu sevgi sayesinde "kitle uyumunu açıkça herhangi bir güce borçludur. Bu başarı tüm dünyanın uyumunu borçlu olduğu Eros'a değilse hangi güce atfedilebilir'!"" Bireyleri iki farklı ötekiye (şefe ve eşitlere) bağlayan bu sevgi, bir kitlenin parçası olan bireylere belirgin niteliğini kazandıran "özgürlük yokluğu"nu" da açıklar. Demek ki sevgi bir bağdır, ama zorlayıcı bir bağdır ve gerçekten zorlayıcı olan tek bağdır. Libidinal bir yatırıma konu olmayan ortak bir eylem zorunluluğu, geçici olarak bir araya gelmeyi kolaylaştırsa bile, sürekli tarzdaki bağların korunmasını sağlama yeteneğine sahip değildir
Psişemizin, özgül katmanlaşmasıyla (bu ; ilkel benlik], benlik, üstbenlik, ben ideali) oluşmasına imkan tanıyacak olan şey, ötekinin mevcudiyetinin sonucudur. Aynca öteki de, biz kendisine duygusal yatırım yaptığımız ölçüde bizim için varolur. Demek ki, ötekini öteki ve özneyi özne olarak oluşturan aynı devinimdir, çocuğu bir "küçük insana" dönüştüren annedir, ama kadını anne yapan, başka bir ifadeyle onu yetişkin partneri için duyduğundan farklı türde bir sevgi hissedecek olan bir varlığa dönüştüren de çocuktur. Çocuğa insan biçimini kazandıran, ebeveynlerin ona sunduğu (karşıt değerli boyutlanyla birlikte) sevgi armağanıdır, ebeveynleri kendileriyle özdeşleşilmesi mümkün ötekilere, sevilecek kimselere dönüştüren ise çocuğun onlara yaptığı duygusal yatırımdır
Geriye anlamı oldukça karmaşık bir tümce kalır: Bireysel psikoloji daha baştan ve eşanlı olarak bir toplumsal psikolojidir de. Daha baştan: Bu, öznenin, ötekinin varlığıyla kendisini öme olarak oluşturduğu anlamına gelir. Bir başkası bizi sevdiği, bizimle konuştuğu ve bize baktığı için insan özne olarak varoluruz. ötekiler mevcut olmasaydı, biz de insanlık durumıına erişemezdik.Lacan, "Ben
İşlevinin oluşturucusu Olarak Ayna Evresi"nde bu önemli unsuru
gözler önüne serer. Ama, "Kendi-bilinci, bir başka kendi-bilinci için
kendinde ve kendi için varolduğu, yani tanındığı için varolduğu zaman
ve bu nedenle kendi-bilinci kendi için ve kendinde varolur" diyen
Hegel'in de daha önce belirttiği buydu. Yalnızca ötekiler tarafından ve
öncelikle de ilk eğitimcilerimiz, "ilk nesnelerimiz" tarafından tanındı-
ğımız için varolabiliyoruz.
öteki, yalnızca bizim için var olduğu ölçüde varolur; bu, her kim olursa olsun birinin bir öteki olarak oluştlll'Ulabilmesi için bir bağlılık biçiminin (özdeşleşme, sevgi dayanışma, düşmanlık) gerekli olduğu anlamına gelir. Demek ki, başlangıçta libidinal bir bağın varolması için duygusal bir yatırım gerekmektedir. Bu yüzden öteki, bizde hiçbir duygu ya da heyecan uyandırmayan kişi anlamında kayıtsız birisi ya da bizden tamamen uzakta birisi olamaz (sürü şefi öteki olarak yaşantılanamaz.