“Yalan ve gerçek bir gün yolda karşılaşırlar. Yalan gerçek’e, ‘bugün hava çok güzel’ der. Gerçek Yalana bakar önce tereddütle ama sonra havaya bakıp gerçekten güzel olduğunu görür. Yalan söylememesine şaşırır. Birlikte yürümeye başlarlar. Sohbet ederek bir kuyunun yanına varırlar. Yalan, ‘su çok güzel istersen birlikte yıkanalım’ der. Yine şüphe duyan gerçek, suyun sıcaklığına bakar ve yalanın yine doğruyu söylediğini görünce şaşırır. Birlikte kuyuya girerler. Sonra yalan, gerçek’in kıyafetlerini alarak ortadan kaybolur. Gerçek peşine düşüp onu aramaya başlar. Ama çıplak gerçeği gören herkes sinirlenir ve kimse ona inanmaz. Hor görülen gerçek, üzülerek kuyunun kenarına geri döner ve zamanla ortadan kaybolur. Artık hiç kimse çıplak gerçeği görmek istemez. Yalansa gerçek gibi giyinip dünyanın dört bir yanında insanların arasında dolaşır ve onlarla yaşamaya başlar.”
“Jean-Leon gerome değil mi?” Diye sordu asır. “Şu fransız ressam?”
“ Evet” dedi ayza.
Peki ya biz, Çıplak gerçek miydik yoksa gerçeğini kıyafetleriyle dolaşan bir yalandan mı ibarettik?
Ah! Sırtlanlar gibi uluyor rezil kalabalık. Ondan kaçamayacağımdan, kurtulamayacağımdan kim emin olabilir ki? Ya bağışlanırsam? Beni bağışlamamaları imkansız!
Ah! Sefiller! Galiba merdivenden yukarı çıkıyorlar…
SAAT DÖRT.
Çocuğum öldü, bizim çocuğumuz. Şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı, fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Sayfa 52 - Türkiye iş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu